headermask image

header image

Oha! Michael Jackson ÖLMÜŞ!

Başlıktan da anlaşılacağı üzere böyle karşıladım ben ölümünü… Hiç abartmıyorum… Sabah uyandığım zaman sağda solda gaipten sesler geldi kulağıma, "Michael Jackson ölmüş" diye… Yanlış duymuşumdur diye düşündüm… Sonra servisteki arkadaşlar kendi aralarında konuşurlarken duydum, yine inanmadım… Vardır bir şey altında bunun, öldü diye asparagas çıkmıştır dedim… Ama iş yerine gelip interneti açtığım zaman anladım ve aynı tepkiyi verdim… "Oha! Michael Jackson ölmüş!" Ben ki, ölümü çok olağan karşılayan bir insanım, bu sinir bozucu özelliğimi yakın etrafımdakiler bilirler… Peki, neydi beni bu ölüme bu kadar şaşırtan şey? Söyleyeyim; "inanmak istememem!"… Peki, "neden inanmak istemiyorsun?" diyen olursa da; cevabım "eğer onun ölümünü kabullenirsem resmen büyüdüğümü kabullenmiş olurum lan! " olur… Evet, Michael Jackson öldü, onunla birlikte bir devir kapandı ve yaşıtım olan milyonlarca arkadaşımla birlikte Tanrı ile "Siz artık büyüdünüz" anlaşmasını imzaladık… Hayırlı olsun… 

Devamını Oku… »

Mirabella’ya mektuplar - II

Her gece yarısı yıldızlarla aldatıyorum bu kenti… Ne yapayım? Elimden gelen bu… Sevgili Mireballa… Fark etmişsindir, mektubuma isminle başlamadım ve direkt olarak bir çaresizlik cümlesi kurdum… Zira, adın artık her zaman bir çaresizlik cümlesinden sonra gelecek… Bunu öğrenmeni istedim… Bir kalbi durdurursun, bir erkeği baştan çıkartırsın ama sen de adın gibi biliyorsun ki; içindeki çocuğu aldırmanın imkânı yok… Bunun içindir ne kadar büyüsek de ağlamamız ve kırılmamız… Kabul ediyorum, canımı yaktın… Ama yapabilirim… Küçükken, babamın sırtına çullanıp atçılık oynayamadım… Şimdi, sırtıma binmiş şeytanlar… Seni ve bin bir türlü pisliği aklıma sokuyorlar… Ama yapabilirim… Evet, yapabilirim; Bir trene binebilir

Devamını Oku… »

[Mabel Matiz] Röportajı

Mabel Matiz Röportajı

Devamını Oku… »

Danell…

İki yıldır Ankara’da ikâmet ediyorum. Bana göre değil bu didişme ortamı. Yolda yürürken dahi nefes alamadığımı hissediyorum. Eğer bir ülkede inandığınız din bile kavga sebebi olmuşsa ve siz gençseniz gerçekten gözlerinizdeki ışık sönüyor. Çünkü gençsiniz ve ütopyalarınız var. İnanmak istiyorsunuz iyiye ve güzele… Hatta öyle ki sınırsız bir dünya kurulabileceğine olan inancınız oluyor. İskenderun’da yaşadığım sekiz yıl boyunca bu histen çok uzaktım. Lise yıllarım geliyor aklıma… Her mezhepten, dinden, ideolojiden, uyruktan arkadaşım vardı ve iç içe okuyorduk. Arap Yusuf’u   "Üj-bej!" diyerek kızdırmak ne de güzeldi! Kürt Ferhat devamlı defterine

Devamını Oku… »

Herhalde bence…

İçimde garip bir hüzün var son günlerde… Bu sabah serviste giderken camdan dışarıyı izliyordum mesela… Yan tarafta gözüme bir tüpçü kamyoneti takıldı… Öylece, bir süre yan yana yol aldık… Pürdikkat izledim… İçindeki tişörtü yırtık, yüzü kirden kararmış çocuk kamyonetin torpido gözüne vuruyordu hızlı bilek hareketleriyle… Torpido gözünü darbuka yapmış, omuzlarını aşağı-yukarı oynatarak arabada çalan şarkıya ritim tutuyordu… O kadar neşeli görünüyordu ki dostlarım, adeta bir tüp olmak istedim… Ben ise o esnada donuk bakışlar eşliğinde, üzerimde siyah takım elbisem, kucağımda laptop çantam, oldukça bakımlı bir iş hayatı insanı olarak ofisime doğru yol alıyordum… İ-Pod’um bile vardı, daha ne olsundu ve kulağıma Teoman’dan “Çoban Yıldızı”nı çalıyordu… Zaman geldi çattı ve biz, bizi Söğütözü’ne götürecek sapaktan sağa saptık… O ise hâlâ torpido gözünde darbuka çalmakta ısrar ediyordu… "Heyyy! O torpido gözü lan! Darbuka bile değil!" demek geliyordu içimden… Mutluluğunu bozmak istedim…

Devamını Oku… »

Memur Emeklisi Don Kişot…

saatYazacak o kadar şey birikti ki, anlatamam… Ara ara "Tamamlanacak Yazılar" klasörümdeki yazıları açıp denemelerimi, öykülerimi filan tamamlamanın haricinde pek günlük tutmadım uzun süredir… Madem bu gün Pazar, ben de erkenden karga gibi uyandım ki (Şu an saat 07:58, bu bir mucize) şöyle potpuri tadında, karışık bir günlük yazayım… Erkenden alınan duş ve demlenen çay da işin ekstrası oldu… Bir de klasik müzikle donatılmış bir playlist hazırladım mı, sıfır kilometre bir insan olurum… Umarım hâlâ günlük yazarken cümleleri bir araya getirebilme yeteneğimi kaybetmemişimdir… -Memur Emeklisi Don Kişot- ile başlayalım… Bu günlük yazısı bayağıdır

Devamını Oku… »

Kullarıma yol çizgilerini anlat

Yol çizgilerine gereğinden fazla anlam yükledim belki de… Başıma ne geldiyse bu yüzden geldi… Bu, uyku hali, yazı yazma ve eski kırk beşlik dinleme tutkusu… Seni üşümeye terk ettiğimden bu yana hiçbir şey eskisi gibi değil bende… Bunu bilmen yeterli değil elbette… Bilmen gereken çok şey var… Seni soğuk ve çiğli kente bıraktığımda anladım… En az senin canını yaktığı kadar benim de canımı yakıyor bu çizgilere olan göz aşinalığım… Peki, neden böylesine ağır bu sefer… Doğa üstü bir diyalog kurtarır beni, anladım… Tanrı, ”Bu hüznün kaynağı nedir?”, dedi… ”Ben… Ben, ne bir kulumun nefesine, ne de bir şairin zihnine bunca hüzün yüklemedim…” ”Bilemiyorum” dedim… ”Bu sefer çok ağırdı…” ”Böyle olmaması gerekirdi”

Devamını Oku… »

Yerel seçim çılgınlığı…

Seçimlere bir az bir zaman kala partiler iyice çığırından çıktı… Öyle ki; artık durdurulamıyorlar… Durdurabilmenin mümkünatı yok… Bugün evden çıkarken kapıyı açınca önüme bir adet beyaz gül düştü… "Bu ne şimdi? Lan yoksa gizli bir hayranım mı adresimi buldu? Bana sürpriz mi yaptı?" gibisinden teoriler üretirken bir de baktım ki; "AKP seçim broşürleri!"… "O ha!" demekten kendimi alamadım… Bunuda mı yaptınız? Artık bir sabah öpülerek uyandırılmaktan korkar hale geldim, şöyle ki;

Devamını Oku… »