headermask image

header image

Hepinizden pis bozarım ‘edebi!’

Açıkça söylemeliyim ki, edebiyatçı değilim. İstesem de olamıyorum. Gözlerim daha donuk bakıyor artık kalıplara sıkışmış her olguya. Edebiyat yapan değil, her gördüğü deliğe edebiyat sıçan abiler gördüm. Edebiyat paylaşan değil, edebiyatla karşısındakini ezen. Hatta öyle ki edebiyat ile ilgisi olmayan, sadece  yazmayı sevdiği için yazan onlarca küçücüğe saldırır bunlar. Noktalama işaretlerinden ibarettir yargılama sınırları. Ve de birkaç betimlemenin dışına çıkamaz o sonsuz sandıkları okyanusları. Yüksek lisans yapar yarısı, yarısı Fransız Sokağı müdavimi. Orhan PAMUK ile kolkola meydanlar da yürüyen dervimcidir o, ve de pavyonların müdavimi sağcı. Sağcıysa / solcuyu beğenmez. Solcuysa / sağcıyı… Sevgiliye yazılan metinleri hiçbir zaman küçümsemedim. Dünyayı tekrar adam edecek birileri varsa onlar da halâ romantikler… Adım gibi biliyorum.  Anadolu’yu sevecek kadar faşistim, Kürt dostumun omzunda ağlayablecek kadar devrimci… Sevdiğime zarar geleceğini hissedersem rahmetli Cem KARACA üstadın söylediği gibi, ‘Feleğin çemberine çomak sokacak kadar da ateistim!’ Ve de ney sesine aşık bir Mevlevi. Eğer ısrarla gelirseniz üzerime edebi edebi, hepinizden pis bozarım edebi!

Her şeyi uçlarda yaşamak moda artık. Dini, dinsizliği, siyaseti, bunalımı, müziği, yazıyı, çiziyi… Ama her şeyi… Birileri orta yolu göstermeli bu çocuklara… Sakinliği öğretmeli. Bir nevi Barış MANÇO görevi görmeli. Sanatın her dalında… Resim de, müzik de, sinema da, tiyatro da, edebiyat da… Ispanağın hala sağlıklı bir besin olduğunu söyleyecek birileri çıkmalı her yüz yılda. Post/modern damgası yemeyi göze almalı, toz pembe, millete mavi boncuk dağıtıyor damgası yemeyi göze almalı.  Yozlaşmış magazinel ilişkilerden başka şeyler göstermeli bu çocuklara. Sevgilinin halâ sevilebileceğini mesela. Gözlerinden inciden bahseder gibi bahsetmeyi, ellerinden deniz yıldızından bahseder gibi bahsetmeyi öğretmeli. Kendini sırf bu yüzden aşağılayan, ölümü ağızlarına pelesenk yapmış, ölümü bile anca ağızlarında sakız gibi çiğneyenlere aldırmamayı öğrenmeli. Öldüklerinde dahi kan yerine mürekkep akmalı bedenlerinden bu çocukların. Tuvaller ile taşınmalı omuzlar da naaşları, ve bembeyaz kâğıda bir öykü gibi sarılarak gömülmeli. İnanın diğer uğurda ölenler hiçbir şeyi değiştiremedi. Yozgat’ta fuhuş yapıldığı iddia edilen ev yakılırken gördüm, en önde çocuklar… PKK eylemlerinde en önde gördüğüm de onlardı… 1 Mayıs adı altında ellerinde molotof kokteylleri ile en önde yine onlar vardı… Ülkü ocaklarının kapı önlerinde elleri falçatalı çocuklar… Şu dünya da en çok kanadığım varlıklar…

*
* (Gizli tutulacak)