

Soğuk bir kış gecesine denk geliyor Mabel Matiz ile karşılaşmam… Çok karışık duygular içinde olduğum bir günün gecesi… Daha o gün turlanan Kızılay sokakları… Arşınlanan gri kaldırımlar, didik didik edilen kitapçılar ve kitap kokusu… Aranan bir kitap ve kitabı bulmanın sevinci… “Kahkaha ve Hüzün: Sadri Alışık” Ve bir başına eve dönüşte yol boyu içinde kaybolunan nostaljik sayfalar… Sevdiğine “Siz” diye hitap eden beyefendiler… En çok bu duygulandırdı beni yolda okuyabildiğim kısımda… “Ne kadar acı… Kalmadı böylesi” diyerek, hayıflanmalar…
Yorgunluktan ve duygu yoğunluğundan olsa gerek, eve gelir gelmez bir uyku basması… Ama son bir gayretle “Okurlardan E-Posta var mıdır?” diye, açılan bilgisayar… Birkaç posta içinde bir “Myspace arkadaşlık isteği”… “Kim bilir kim ekledi yine!”, diye ince bir sitem… Dayanamamak ve bakmak…
Ve öylece kalmak…
İnceden ve bir başına kulağa doğru süzülen gitar nâmesi, ardından gelen ince ve kibar ses… Sözler ve tınıdaki zarâfet… Sabaha dek bu adamı dinledim… Uykum kaçtı, hüzünlendim… Sabaha dek şarkıları döndü durdu bilgisayarımda… Eski beyefendilerin ve sevdiğine “Siz” diye hitap eden adamların olduğu, yüz altmış sayfalık kitabı bitirdim bir gece içinde, müzikleri eşliğinde…
Kafaya koydum ve ne yaptım ne ettim ulaştım kendine… Birkaç gün içinde sonuç aldım ve ilk röportajını yapmaya ikna ettim… Kendisi İstanbul’da, ben de Ankara’da olduğum için Msn Messenger adresini aldım… İlk gözüme çarpan kişisel iletisi oldu: “Yakanızdaki gül solmuş…” Ne yapayım? İnceden gülümsedim…
Selamlar Mabel… İlk söyleşi şansını bana verdiğin için teşekkür ediyorum öncelikle… Seni tanıyabilir miyiz?
Merhaba. Üniversite son sınıf öğrencisiyim; 6 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Okul dışında esasen müzikle uğraşıyorum. Myspace macerası ile birlikte müziğimi daha iyi ifade edebilme ve örnekleme şansı buldum.
Yeni yeni boy göstermeye başladın internet dünyasında… Gün geçtikçe daha çok internet sitesinde anılmaya başladın şarkılarınla… Myspace sayfası açmaya nasıl karar verdin?
Bunun en büyük nedeni neydi?
İnternet üzerinden şarkı yayınlama fikri uzun süre çok uzak geldi; bir de biraz fazla ketumum sanırım bu konularda, bilmiyorum… Zaten myspace sayfasını da bir arkadaşımın zoruyla açmıştım. Ama şimdi “iyi ki de olmuş” diyorum. Bu şarkıları paylaşmak güzel.
İnternet harici herhangi bir mekânda sahne alıyor musun,
daha önce aldın mı ya da almayı düşünür müsün?
Herhangi bir yerde sahne almıyorum; daha önce de almadım. Bu müziği şimdilik yalnız yapıyorum; yani birlikte çaldığım ya da çalabileceğim bir ekip söz konusu değil henüz. Zaten en büyük eksiğim de bu galiba. Belki bir kemancı olsa yanımda, misal, daha başka işler çıkardı.
Şarkılarının oluşum süreci nasıl gerçekleşti? Nelerden etkilendin? Kayıt aşaması nasıl gerçekleşti?
Şarkıların hikayeleri, oluşum süreçleri elbette uzun bir döneme yayılıyor; kimi zaman bir öğrenci yurdunda boş bir odada kalabalık bir caddeyi seyrederken, kimi zaman bir apartmanın loş bodrum katında ışığı ararken buldum onları. Etkilendiğim tek bir şey yok; çok klasik belki ama, öyle olma çabası gütmeksizin, hepsi de hayatın ucundan, kıyısından, az çok tanıdık resimler.. Bu arada kayıtları ev ortamında kendim yapıyorum. Zaten genellikle gitar ve vokalden oluşan sade kayıtlar bunlar.
Tarzın, ses tonun ve bestelerin bana çok farklı ve daha önce hiç karşılaşmadığım kadar farklı geldi… Çok değişik bir tarz yarattığını rahatlıkla söyleyebilirim… Bu konu hakkında ne demek istersin?
Tarz yarattım diyemem ancak, ben de melodi ve sözlerin genelinde ortak bir duygu bütünlüğü olduğunu düşünüyorum. Kendi yaptığım şey üzerine konuşmak tabi ki biraz rahatsız edici. Diğer yandan da, benim bir şekilde kendime “doğa” edindiklerim, bir başkasına değişik ve ilginç geldiğinde, asıl ben merak ediyor ve soruyorum: neye göre bu fark duygusu, nedir karşıdan bakınca bu fotoğrafı ilginç kılan? Soruya soruyla cevap vermiş oldum şimdi ama…
Şarkılarının gün geçtikçe daha çok insan tarafından benimsenmesi ve yayılması sana neler hissettirdi?
Bu beklediğin bir şey miydi?
Şarkıların duyulması, anlaşılması, bir yerlerde birilerinde izler bırakması beni çok mutlandırıyor; mutlandırır. Çok hayalperest bir insanım aslında, ama yine de, bu o kadar da beklediğim bir şey değil.
Bu paylaşımlarının devamı gelecektir muhtemelen… İlerisi için neler düşünüyorsun?
Daha profesyonel şartlarda, daha özgür ve zengin işler çıkarabilmeyi isterim. Bu da ancak çok çalışmakla, yenilgilerden anlam çıkarabilmekle, kendi talihini yine kendi onmazlığından yaratmakla olabilecek bir şey sanırım, benim gibi biri için… Uzun ve yoğun zamanlar gerek… Bir de kafa dengi bir kemancı bulsam, ne güzel olurdu hani! =)
E heh! O zaman biz de buradan duyurmuş olalım… “Keman” çalan arkadaşlar çıkar belki… Yüzünü oldukça gizli tutuyorsun… Pastel renklerle ve amatörce çizilmiş bir portren harici yüzünü görmek neredeyse imkânsız… O portrenin özel bir anlamı mı var? Bunun sebebi nedir?
Müzikte bir görsellik olması gerektiğine inanmıyorum, bu gibi şeyler tercih meselesidir. Şarkılardaki hissiyat birilerinin kanına karışacak, kalbine ruhuna geçecek ise, bu yüzümle, etimle, cismimle değil, yine ruhumdan kopan / kopacak bir şeyler aracılığıyla olacak. Olmalı. Bu gizlilik, olağanüstü bir çabanın ürünü değil; dışarıdaki kalabalıktan biri, ona dair herhangi olağan bir parça olduğunu bilmenin verdiği sıradanlıktan aslında.
O pastel renklerle bezeli portre, çok sevdiğim bir arkadaşımın beni çizdiği ve boyadığı, bir eski zaman hatırasıdır. Hiçbir fotoğrafta bu kadar “ben” olamayacağımı düşündüğümden belki, onu bu şarkıların yüzü seçmiş bulunmaktayım.













17 Yorum Var