Her gece yarısı yıldızlarla aldatıyorum bu kenti… Ne yapayım? Elimden gelen bu… Sevgili Mireballa… Fark etmişsindir, mektubuma isminle başlamadım ve direkt olarak bir çaresizlik cümlesi kurdum… Zira, adın artık her zaman bir çaresizlik cümlesinden sonra gelecek… Bunu öğrenmeni istedim… Bir kalbi durdurursun, bir erkeği baştan çıkartırsın ama sen de adın gibi biliyorsun ki; içindeki çocuğu aldırmanın imkânı yok… Bunun içindir ne kadar büyüsek de ağlamamız ve kırılmamız… Kabul ediyorum, canımı yaktın… Ama yapabilirim… Küçükken, babamın sırtına çullanıp atçılık oynayamadım… Şimdi, sırtıma binmiş şeytanlar… Seni ve bin bir türlü pisliği aklıma sokuyorlar… Ama yapabilirim… Evet, yapabilirim; Bir trene binebilir ve camdan denize bakabilirim… Yatağımı ısıtabilirim, bir çocuğu sevindirebilir ve sağ omzu yaralı, esmer tenli bir güvercini iyileştirebilirim… Şeytanlar sevgisizliğimi mazeret edinip çok geldiler üstüme… Onları ve seni yenebilirim… On dört yaşımda ilk öpüşmemi yaşadığım sarışın, şehirli kızın kasıklarıma yaydığı haz duygusuna havale ederim seni ve geçerim… Birkaç kızın memesinden daha doğmamış çocuğuma kan sağabilirim… Bir tren camından bakarım ve Bodom’un Çocukları tırmalar kulağımı… Kendimi bulurum… Senin canın sağ olur, ben ardıma dâhi bakmam, yürürüm…
Bu sabah mı;
Boş ver, lanet olasıca bu sabahı… Güvercinler konmadılar pencereme zaten… Uçup gittiler, seni ardımda bırakıp kat ettiğim sisli yollara doğru… Yol çizgilerinden sıkılıp küçük bir zaman aralığında gökyüzüne bakan birkaç şehirlerarası yolcunun umudu olmaları gereklidir belki… Tıpkı senin gibi… Kanatlarını çektin tırnak kenarları yenmiş ellerimden… Benim suyum bundan böyle kırmızı, göz kapaklarım mor, ellerim koyu mor… Ben bedenime yeryüzünde biçilmiş rolü çoktan kaptım… Artık salt ruha bürünmeyi beklemek zamanım…
Şimdi sen düşün;
Kimin sırtını çizecek, Tanrı’nın doğuştan törpülediği narin tırnakların… Kime umut olacak gökyüzünü işaret eden kirpiklerin? Kimin için milyonlarca kez kapanıp açılacak şeffaf göz kapakların? Cidden merak ediyorum; Hangi bir erkeğe daha kin kusturacak anılarımda boynumda, şu saniyelerde ise zihnimde dolaşan yılan dilin? Acısam mı sana yoksa ağlasam mı? Bir beden daha isteyip Tanrı’dan yalvar yakar, tekrar mı doğsam bedenine bir kahraman gibi… Bir kahraman harcamaya daha vaktin var mı?
Her şey anlamsızlaşıyor… Her şey;
Ne zaman yazmaya kalksam hep bir harfim eksik… Adının baş harfi incinir diye korkuyorum… Bir kadın neden bu kadar güzel olur ki? Böyle amaçsız, böyle başı boş… Çok güzelsin… Gereğinden fazla güzel… Bir noktadan sonra her şey gibi anlamsızlaşıyorsun… Girdabında kaybolmak öyle acı verici, öyle güzel ki… Bir kış günü soğuktan akan burnunu şiirlerimle silmek… Yine, inadına, isteyerek ve bilerek göğsünde gülerek ölmek… Gülmek ve yürümek… Şeytanın mızrağına, uçları sivri tırnaklarına tam kalbimi denk getirerek…













18 Yorum Var