11 Ekim doğum günümdü… Biraz iç hesaplaşma yaşadım… Bunu her doğum günümde yaşarım… Yirmi beş oldum… Bir arkadaşıma "yolun yarısına on kaldı" dedim; "inanma o yolun yarısı masallarına" dedi, hak verdim, geçtim… Emin olun şu psikoloji ile felaket edebi bir yazı döşeyebilirdim ama kısaca geçmek istiyorum, çünkü bu sefer edebi cümleleri kendi içimde ve kendi kendime kurdum… Bunu da yalnız kendim için kurmuş ve yalnız ben bilmiş olayım… Onları reyting malzemesi yapmış gibi olmayayım… Hissiyatım çok karmaşık… Başıboş uzamasından artık rahatsız olunmayan sakallar, giymekten rahatsızlık duyulmayan gömlek / hırka ikilisi ve daha da anlam yüklenen kırk beşlik şarkılar… Cem Karaca, Mavi Çocuklar, Batman Orkestrası, Selçuk Alagöz, Moğollar, Erkin Koray, Çığrışım ve daha niceleri… İçimde bir yerlerde "beni unutma!" dercesine çığlık atan, uzun saçlarını bir ciğerimden diğerine savuran Yavuz Çetin… Sabahın köründe, Kızılay’da karşılıklı yenilen kaşarlı simit ve içilen çay… Kalan üç dal sigarayı paylaşmak… Birkaç yıl öncesine oranla daha farklı bir psikoloji ile çalan şarkıya, okunan kitaba eşlik eden Türk Kahvesi / Sigara ikilisi… Baba ile evlilik muhabbetlerine girebilmek, annenin evleneceğin kız hakkında sana akıl vermeye başlaması… Hepsi iyi güzel de şu hırka & gömlek & sakal üçlüsüne çok güldüm… Birkaç yıl önce üçü benimle bir araya gelse kız kardeşimle "aynı babama benzedim" diye, gülerdik… Gülmedik… Ve, 14 Ekim 2008 sabahı üzerimden yorganı fırlatarak sinirle uyandığım son sabahtı… Artık bu üçlünün hakkını vermek lazım… Madem rahatsız olmuyoruz! Ayıp da etmeyeceğiz… Sakinleşmeli…
Buyrun, ister öpe öpe
ister tepe tepe kullanın…
Sahibinden zamanı biçilmiş âdemoğlu…
Nasıl olsa zamanı geldiği zaman
yanına almayı bilir yaradan…
Sizi ağlatmayı da en kralından…














13 Yorum Var