Sevgili arkadaşlarım… Bu konudan çok yoruldum ve muhtemelen de bu konu üzerine yazdığım son yazıdır… Bu konuda her zaman net, lafı uzatmadan, konuşur gibi yazdığım için yine böyle yapacağım… Yine birkaç hafta önce girdiğim KPSS sınavında başıma gelen bir olay var… Sınava girmeden önce bizleri okulun önünde topladılar ve malum uyarıları yaptılar… "Cep telefonu yasak, herhangi bir haberleşme cihazı ve elektronik eşya yasak!" gibi… Ve yine olay dönüp dolaşıp malum konuya geldi… "Yalnız kız arkadaşlardan rica ediyoruz türbanlı olanlar türbanlarını çıkartıp girsinler… Lütfen, sorun çıkmasın çünkü bizler de prosedürleri uygulamak zorundayız" dedi, adam… Başımdan aşağı kaynar sular döküldü… Hemen karşımda duran türbanlı kıza yöneldi bakışlarım ve o, sevgili kardeşimizin yüzündeki içimi acıtan ekşimeye şahit oldum… Evet, maalesef "Muasır Medeniyet(!)" yolunda ilerleyen bir ülkeye yakışmayacak bir manzaraydı yine… Ben kulağımdaki küpeden rahatsız oldum o an… Kapıdaki görevliye tavır koymayı düşündüm hatta… "Eğer bu kardeşim türbanıyla giremiyorsa bu sınava ben de küpemle girmiyorum!" deyip küpemi kapıda görevliye teslim edecektim… Fakat babam da orada olduğu için "sorun çıkmasın" diyerek, bunu yapmadım… Şimdi adamın da morali bozulmasın vesaire… Neyse kardeşlerim, konumuza gelecek olursak:
O gün içimde türban yasağına karşı akıl almaz bir öfke oluştu doğal olarak… Sanki kapıda benim küpemi çıkarttırmışlar kadar rahatsız oldum ve içime oturdu… "Çağdaş toplum" diyoruz, her fırsatta… Çağdaşlık sadece küpe takmakla mı oluyor sevgili kardeşlerim? Çağdaşlık sadece Avrupalı gibi giyinip, Avrupalı gibi düşünmekle mi oluyor? Oysa benim için muasır medeniyet olmanın en büyük ve vazgeçilmez koşulu düşünce özgürlüğüdür… O kardeşimiz o gün türbanıyla sınava girecekti, ben de küpemle, diğeri kısa saçıyla, öteki uzun saçıyla, diğeri kot pantolonuyla, diğeri kumaş takımıyla… İşte, size muasır medeniyet! Olay bu kadar nettir, bu kadar basittir, çözümü bu denli kolaydır…
Arkadaşlarım, olay öyle göründüğü gibi değil aslında… Hepimiz siyasi kulislerde söylenilen lafların, haber bültenlerinde birbirimiz hakkında bizim yerimize ahkâm kesen siyasilerin, ne idüğü belirsiz din vaizi kılıklı hoca efendilerin, Atatürkçüyüm diyerek yine Atatürk’ün önderliğinde kurtarılan bu yurtta yaşayan belli bir kısımı dışlayarak, öcü gibi göstererek siyaset yapan, iktidar savaşı veren çağdaş görünümlü yobazların etkisi altında karar veriyoruz her zaman… Oysaki o gün, o kapıda ne o türbanlının benim küpemle ne de benim onun türbanıyla bir derdim vardı… Yoktu… Yoktu işte! O gün, orada bekleyen 500 hatta 1000′e yakın yaşıtıma mikrofon uzatsaydım eminim %99′u "Bana ne ki? Sen küpenle gir o da türbanıyla, ben de böyle! Ne olacak ki?" derdi… Bizim bizimle bir derdimiz yok kardeşlerim… İsteyerek ya da istemeyerek birilerinin iktidar hırsına, hevesine oyuncak oluyoruz hepsi bu… O taraf ya da beri taraf… Fark etmiyor… Durumu şöyle özetlemem gerekirse:
O gün orada türban yasağına karşı olan aşırı kinim ve nefretim birkaç hafta sonra yok oldu ve yerini neredeyse "Oh olsun! Haklılar ulan aslında" ya bıraktı… Nedeni ise son günlerde artan "Siz-Biz" savaşları ve iktidarın etkisi ile verilen sözde hukuki kararlardır… Burada "Sözde hukuki" ibaresi can alıcı noktadır… Önce richarddawkins.net’in erişime engellenmesi, ardından turandursun.com’un engellenmesi vesaire derken, aniden öfkem geçiverdi… Ne ateşli bir evrim savunucusu ve Richard Dawkins hayranıyım ne de bir ateistim ya da Turan Dursun fanatiğiyim… Ama bu iktidar da "Sen bana yaptın… Al o zaman benden de sana!" mantığı ile hareket etmeye başladı… Bu son zamanlarda yapılanlarla daha da gözümüze batar hale geldi… İşte, anladım ki bizler birer oyuncağız kardeşlerim… İktidarı eline alan diğerini sindiriyor, yok sayıyor, zulüm ediyor, sesini kısıyor… Dün nasıl ki türbanlılar yok sayılıyordu… Bu gün ise evrimciler, bilim adamları, ateist yazarlar yok sayılıyor ve sesleri kısılıyor teker teker… Dün türban ile muasır medeniyetlere uzaktık, bugün ise evrimciler ve ateistlere yapılanlarla uzağız…
Bizim bizle bir derdimiz yok… Bizlere siyasi kulislerden, haber bültenlerinden bir zehir aşılanıyor hepsi bu… İktidarı ele geçirmek isteyen ağzı salyalı, hırs dolu birileri çıkıveriyor ve iki nutuk atıp bizleri ayrıştırıyor… Aslında olay bu kadar yüzeysel… "Peki bunun çaresi nedir?" diyeceksiniz, biliyorum… Basit… Çok basit…
Türbanlı, ateist, evrimci, bilim adamı, din alimi, solcu, sağcı, Türk, Kürt, Ermeni, Rum, başı açık, küpeli… Ne olursak olalım birleşeceğiz ve bu hırslı adamlara "Bizim yerimize konuşmayın, bizim bir derdimiz yok! Hepimizin fikirlerine, bedenlerine yetecek kadar bereketli bu topraklar… Binlerce yıldır bin türlü kavimi bağrında eritmiş! Bize de yeter!" diyeceğiz… Biliyorum, çok ütopik değil mi? Hayal benimkisi, saçmalık, olur mu canım öyle şey? Delirmişim ben, delirmiş bir haytayım ve ayaklarım yere basmıyor… Peki, öyle olsun… Bu konu hakkında son yazımdı bu…
Dün nasıl ki türban yasağını savunan ve çağdaş olduğunu iddia eden arkadaşlarıma kırgındım ve mesafeliydim… Bugün de bu sansürlere ses çıkartmayan, zulüm ve ses kısma kendine olmayınca bu engellemelere ses etmeyen türbanlı ve AKP’li dostlarıma mesafeliyim… Hepsi budur… Kimse bana "Cihan beni neden aramıyorsun? Neden soğuk gibisin?" diye mesaj ya da mail atmasın türbanlı okur ve dostlarımdan… Dün onlar iktidardı ve sizin sesinizi kısıyorlardı kol kolaydık… Sizlerle kol kola olmaktan gururlu ve mutluydum… Ama bugün ise siz iktidarsınız ve onların sesini kısıyor başımıza getirdikleriniz ve ses etmiyorsunuz…
Ses edin!
Ben o zamanlar sizin yanınızda "Pis evrimciler, pis ateistler, pis dinsizler" diyerek durmuyordum… Bu düşünce ile sizleri savunan yazılar yazmıyordum… Siz beni yanlış anlamışsınız… Ben sadece "Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır" sözünün gereğini yerine getiriyordum… Derdim iktidar olup düşünce baltalamak değildi… Bizim aramıza Harun Yahya’lar, Fethullah Gülen’ler, Deniz Baykal’lar, Recep Tayyip Erdoğan’lar giremez! Benim sizlerle ve herkesle olan gönül bağım bunlardan bağımsız ve hepsinin üstündedir… Ben ve sizin arasına sadece ve yine "siz" girebilirsiniz… Dün sizin başınızda olan sansüre, haksızlığa, engellemeye susarak, ses etmeyerek yalnızca siz girebilirsiniz!… İnanınız desteklediğiniz parti, imajınız, dininiz, uyruğunuz… Hiçbiri umurumda değil… Umarım bunu anlayabilirsiniz… Hepinize olan mesafem haksızlığa, hukuksuzluğa bir adım kadardır… Bir ademoğlu’nun iki dudağı arasında değil… Asla o kadar basit ve yüzeysel değil bu işler… Bu topraklar bağrından on Mevlâna daha çıkartır… Bunun bilincine varın bazı insanlara prim vermeyin… Keramet Mevlâna’da değildi… O’na bu aşkı verende ve bu toprakların bereketindeydi… Unutmayın!
Sevgi ve muhabbetlerimle…













11 Yorum Var