headermask image

header image

[Turgut Berkes] Röportajı

"Peki, burada itiraf ediyorum. Bu şarkı bir kayıp duygusu üstüne, nesnesi hiç istemeyerek çok uzaklarda kalmak zorunda kaldığım kızım Ayşe’dir."

"Yavuz ÇETİN doğduğunda ben 17 yaşındaymışım, az sıksak babası olabilirmişim. Ama bugüne kadar tanıdığım yüzlerce insan arasında hayatımı böylesine derinden etkilemiş insan çok azdır."

1953 yılında doğan Turgut Berkes, 15 yaşından beri yoğun olarak rock müziğin içinde, TED Ankara Koleji ve Bournemouth & Poole College of Arts mezunu, 1980 doğumlu kızı Ayşe Berkes NYC’de yaşıyor. Ressam, çevirmen ve müzisyen. İlk albümü 2000 yılında "Kara Kutu" adıyla çıktı. Bu albümde Yavuz Çetin, Tarkan Gözübüyük, Volkan Başaran, Sarp Özdemiroğlu, Can Şengün, Göksel, Berna Keser gibi isimlerle çalıştı. 2003 yılından beri, kurduğu grubu "Karakutu" ile birlikte canlı performansların yanı sıra yeni besteler de yapıyorlar.. Grupta Berkant Çelen - gitar, Ayça Sarıgül - bass, Onur Başkurt - davulda yer alıyor. Şarkıların kayıtları ve düzenlemelerinde ise Sarp Özdemiroğlu’nun emeği gözardı edilemez. Mine Çağlayan da kayıtlardaki ek vokallerde bulunuyor.

Selamlar üstat… 2000 yılında "Kara Kutu" isimli ilk albümü çıkarttın ve bir daha albüm gelmedi… Bunun sebebi nedir? Daha sonra ise "Kara Kutu" adlı bir grup oldu ve bu grupla da albüm çıkartmak yerine karakutu.info adresinde yeni şarkılar paylaştınız ama site de uzun süredir offline durumda… Bu site geri dönecek mi? Konserleriniz devam ediyordur mutlaka… En yakın zamanda nerelerde izleyebiliriz sizi?

Selamlar Cihan. Öncelikle söylemeliyim ki, ürettiğim ‘sanatsal’ şeyler neredeyse asla maddi bir karşılık bulmuyor. Bu nedenle, hele kendi adıma yaptığım müzik söz konusu olunca, hep bir gerilla faaliyeti halinde gerçekleşti her şey. Dolayısıyla ‘normal’ kabul edilen piyasa koşullarının ister istemez dışındayım. 2000 yılının albümü, müzik aşığı bir yatırımcının sırf bu müziğin ortaya çıkması uğruna ve yüzde yüz batmak pahasına yatırım yapması sayesinde gerçekleşti.

İşin tuhafı, hiçbir ticari karşılık bulmasa da, karakutu projesi hem, küçük de olsa bir kitleyi derinden etkiledi, hem de bana devam etmek cesareti – ve yükümlülüğü – verdi. Ama sonuçta, yine piyasa açısından bakarsak, bizimkisi amatör müzisyenlik: yani başka işler yaparak hayatını kazanmak, arttırabildiğin para, zaman ve enerjiyle de müzik üretmeye çalışmak.

Yine de albüm sonrası aşamada, daha da zor yolu seçtim diyebiliriz: canlı bir grup çerçevesinde müzik yapmak. Neden daha zor? Çünkü karakutu’da çalmanın hiçbir maddi getirisi yok, böyle olunca da elemanlar açısından süreklilik sağlamak zor oluyor. Personelde her değişim, aylarca yeniden prova anlamına geliyor. Şimdi yine böyle bir sürece girdik, Berkant Çelen gruptan ayrıldı, ben güneye taşındım, Ayça da 6–7 aylığına yurtdışına gidiyor… Dolayısıyla en azından önümüzdeki bahara kadar bir grup olacağa benzemiyor. Bu kış büyük olasılıkla 7 parçanın daha kaydını bitirip, 12 parçalık bir bütün halinde ortaya koyacağız.

Site ise aslında bir arıza sonucu yok oldu, ben de tekrar eski haliyle yüklemek istemedim. Sanırım orta vadede daha basit bir şey koyacağız. O zaman kadar myspace.com/turgutberkes adresinde ve facebook’tayız. Daha önce sitede olan 4 yeni parça da bu adreslerden dinlenebilir. Diğer parçalar da zamanla gelecek.

 
Grubunla birlikte şarkılarını internet üzerinden paylaşmanın, albüm çıkartmamanın altında bir manifesto var mıydı? Korsan müzik, albüm satışları gibi şeylerle ilgili…

Manifesto olsun diye bir manifesto olmadı, kendiliğinden oluştu. Tabii en başta herkesin aklına gelen, “Tamam iyi de kimse bu işten para kazanmayacak mı? Ne olacak müzik endüstrisinin hali?” soruları bizim de kafamıza takıldı. Ama düşündükçe vardığımız nokta ‘son kullanıcının’ ücretsiz erişimi olması gerektiği oldu – radyo gibi mesela. Buradan hareketle eski karakutu.info sitesinde uzunca bir manifesto da yayınlamıştık. Ama en sonunda, “Bana ne yahu, ben müziğime bakayım, nasıl pazarlanacağını pazarlamacılar düşünsün” dedik.

Korsana gelince, korsan dediğimiz şey sokakta kopya CD satan garibanlar hep, oysa telif korsanlığı sektörün kendi içinde alenen yapılıyor. Örneğin Sarp Özdemiroğlu ile beraber iki aylık bir çalışmamızın ürünü olarak yaptığımız Dijitürk kanallarında yayınlanan ‘Can’ adlı TV filminin müzikleri, izin falan alınmadan, bir kuruş da telif ödemeden kullanılıyor. Eserler MESAM’a da kayıtlı, ama dava bile açamıyoruz nedense… Böyle bir ülkede yaşıyoruz.

 
Ressam ve çevirmen yönünüz de mevcut… Resim çalışmalarınız mutlaka ki devam ediyordur… Bir sergi vesaire var mı yakın zamanda? Ve çevirmenlik yönünüz… Edebiyatla aranız iyidir mutlaka… Kimleri okursunuz, beğenir ya da beğenmezsiniz?

Daha önce söylediğim gibi, Güneye taşındım, çok sakin bir cennet parçası koyda yaşayacağım bir süre. Burada uzun zamandır özlemini çektiğim gerçek resim yapma ortamını bulacağımı umut ediyorum. Kafamda birikmiş bir sürü fikir var, büyük boyutlu, yağlıboya resimler için. Olanakları araştırıyorum şimdilik. Resim de tıpkı müzik gibi, bu kafayla gidilirse pek bir maddi karşılık bulamaz. Ama bir şey yapacağın varsa, yapıyorsun.

Nasıl geçindiğim sorulursa, esas olarak çevirmenlikten! Birkaç keyifli işin dışında da (ör. Camile Paglia, ‘Cinsellik ve Şiddet’ - İngilizceden; ‘İ. O. Anar, Puslu Kıtalar Atlası’ – Türkçeden), çok romantik bir iş değil, daha çok teknik çeviriler. Son zamanlarda hoş bir çeviri yaptım; Milli Saraylar Dairesi için Güller Karahasan’ın yazdığı “19. Yüzyıl Osmanlı Aydınlatma Araçları Koleksiyonu” incelemesini İngilizceye çevirdim.

Edebiyat hastasıyım, ama sadece bir çevirmenim, ayrıca şiire taparım, ama sadece bir söz yazarıyım. Şiir yazmayı aklımdan bile geçirmedim desem? Düz yazı babında birkaç denemem var, ama daha yolun başındayım. Her tür müzik dinlediğim gibi, her tür kitap da okurum. Son zamanlarda bir numaralı yazarım Borges’in dediği gibi, okumaktan çok, yeniden okumakla ilgileniyorum, örneğin Amin Malouf’un kitaplarını tekrar-tekrar okuyorum, özellikle “Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri” ve “Semerkant” bugünlerde çok etkiliyor beni. Öte yandan son zamanlarda yine yeniden okuduğum yabancı yazarlar arasında İngiliz Will Self var, özellikle Great Apes çok etkileyici. İngiliz Martin Amis var, yazdığı her şey çok leziz. Yerlilerden İhsan Oktay Anar’a koşut koyamıyorum. Üstat son kitabı “Uykusuzlar”da Osmanlı dönemi müziğinde gezdiriyor bizi, ustalığı tavan yapmış durumda! Herkes okumalı… 

Birçok başarılı müzisyen ile çalıştığını biliyoruz… Bunlardan en dikkatimi çeken Yavuz Çetin oldu… Onunla olan ilişkinden bahseder misin biraz? Bilmediğimiz yönleri var mıydı?

Yavuz doğduğunda ben 17 yaşındaymışım, az sıksak babası olabilirmişim. Ama bugüne kadar tanıdığım yüzlerce insan arasında hayatımı böylesine derinden etkilemiş insan çok azdır. Onunla tanıştığımda, benim onun doğduğu yıl giydiğim kıyafetteydi – uzun saçlar, bol paça kot falan. Üstelik bizim gibi saçı bir yıllık gebeş yerli hippi bozmalarından daha gerçekti, saçları upuzundu ve çok yakışıyordu, o 70’ler modası ona manken gibi oturuyordu ve o dönemin rock ilahlarına fena halde benzemekle kalmıyor, bir de en babasına el öptürecek çapta gitar çalıyordu. Bana müzik yapma cesareti verdi. “Böyle bir müzisyen benim şarkılarımda keyif için çalıyorsa, şarkılarda bir şey var ki çalıyor” dedirtti bana. “Miranda”daki solosu okullarda okutulmalı bence. Hep söylüyorum, hep neşe dolu, hatta çok komik bir adamdı. Sonra da bir gün elimizden kayıp gitti. Değeri zamanla daha iyi anlaşılacak bir müzik bıraktı ardında.

Türk Rock camiasında benim açımdan üstatlardan birisiniz… Birçok okurum da aynı fikirde… Son zamanlarda bu camia içinde en çok rahatsız ve memnun olduğunuz şeyler neler?

Bu biraz “Türk Rock Camiası”nın tanımına bağlı. Bana göre, günün akımı olduğu için, neredeyse hiçbir alakası yokken ya da çok yüzeysel bir bağlantı içindeyken de bu kapsamda kabul edilen, edile gelmiş bir sürü şey var elbette. Ama bunları saymazsak gidişat iyi bence, çok parlak müzisyenler peş peşe ortaya atılıyor, oldukça canlı bir ortam var. Genelde, her zamanki sıkıntı, iyi şarkı sayısının azlığı… Bunu aşabilenler sivriliyor.
  
İlk ve tek albümün olan "Kara Kutu" albümünde "İçimizdeki Dünya" haricinde en çok beğeni kazanan parça "Kış Neden Var?" oldu… Bu parçanın bir yaşanmışlığı var mı? Merak ediyorum…

Peki, burada itiraf ediyorum. Bu şarkı bir kayıp duygusu üstüne, nesnesi hiç istemeyerek çok uzaklarda kalmak zorunda kaldığım kızım Ayşe’dir.

Müzisyen, ressam ve çevirmen yönünüz haricinde bir gününüz nasıl geçiyor? Neler ve hangi mekânlar ilginizi çekiyor? Mesela internetle aranız nasıl?

Aylardır günüm deniz kenarına gidip gelerek ve evde bilgisayarın başında çalışarak geçiyor. İnternetle aramız gayet iyi, belki de onun sayesinde buralarda yaşayabileceğim.

Sahnede olmak… Turgut Berkes için "orada olmanın" kelimelerle dışa vurumu nasıldır?

Sahnede olmak “her şey ters gidebilir” paniği ile kendini koyuverip keyfini çıkarma arasında gidip gelme hali. Sevgiler.

8 Yorum Var

  1. bu melodiler ve bu şairane baba duruşu başka kimsede yok

    1. melis Yazmış September 12th, 2008
  2. ve talihli raslantılar sonucu içimizdeki dünyaya ulaştık.. sensiz şarkı olmaz diyor ya üstad turgut berkessiz de müzik olmaz..

    2. tûba Yazmış September 10th, 2008
  3. Çok sevdigim müzisyenlerin basinda gelir… gerek sarki sözleri, gerek sahne durusu, gerek yaptigi müzik tarzi ve basarisi her zaman için saygi duydugum bir isim…

    3. jojo Yazmış September 9th, 2008
  4. ne kadar dopdolu bir site böyle. girişi de pek bir afilliymiş .)

    4. Mihman Yazmış September 9th, 2008
  5. tebrikler. .. Gerçekten beklediğim bir röportajdı.

    5. feri Yazmış September 8th, 2008
  6. bir ben taşıyamadım seni hamallar ülkesinde
    tek arzum şimdi son defa görmek seni

    turgut abi seni çok seviyorum çoooooooookkkkkkkkkkkkkkkkkkkk

    6. inci Yazmış September 8th, 2008
  7. bu adam varya bu adam benim hayatımın albümünü yapmış adamdır bu adam benim hayatımın şarkısını yapmış adamdır ve ilk defa burda öğreniyorum kızına yazıldığını ağlamama ramak kaldı.teşekkürler cihan bana bunları yaşattığın için

    7. inci Yazmış September 8th, 2008
  8. budur..

    8. joya Yazmış September 8th, 2008
*
* (Gizli tutulacak)