Malum, gündemimiz çok yoğun… Ergenekon, gözaltılar, darbe planları, sarı kız, ay ışığı, liberalimsiler, laikler, cumhuriyetçiler, iş birlikçiler derken yine bir sersemledik… Kafamızın üzerinde yıldızlar uçmaya başladı, etrafa öyle alık alık bakmaya başladık… Arkadaşlarım, bu konuda yazacak çok şeyimiz var, farkındayım… İnanın elim kalemime gidiyor ama şu bilgi kirliliğini gördükçe, herkesin olaya kendi çıkar açısından ve ideolojik gözüyle baktığını, fikir belirttiğini, ortalığın tam bir iğrençlik abidesine döndüğünü gördükçe midem bulanıyor ve yazmaktan vazgeçiyorum… Hele ki şu, medya dediğimiz lağım çukurunun iki taraftan bir tarafa yamanma iç güdüsü ile sürdürdüğü yayın politikaları beni yazmaktan soğuttu soğutacak… Yine de buna rağmen eğer bu konuda bir yazı kaleme alsaydım şunu alacaktım: "Kuddusi ERKIR"…
Evet, bu adamcağız son bir yıldır ergenekon kapsamında hapiste tutuluyor… Henüz iddianamesi olmayan, davası görülmemiş, resmen hiç olmayan bir suç iddiası ile bir yıldır hapiste… Dün "tutuksuz olarak" serbest bırakılıyor ve şu an sağlık durumu çok kötü… Eşi başında bekliyor, kendi ise kanserden ölmeyi bekliyor… Ve hastane masrafları dahi kendi üzerine yıkılmış durumda… Şimdi, bir insan olarak sormak lazım ki; "Bu adam madem böyle ağır bir suç işledi nerede bunun iddianamesi, kanıtı vesairesi… Tamam, madem çok ağır bir suç işledi, nasıl böyle aniden, kafanıza estiği bir gün sırf sağlık durumu bozuldu diye tutuksuz olarak serbest bıraktınız, bu ne laubaliliktir! Hadi, sağlık durumu bozuldu diyelim… Neden "tutuksuz ya hu!" Tedavisi için hastaneye yatırırsınız, ama gözetim altında tedavi olur!"…
Bunun nedenini size söyleyeyim… Bu adamın öleceği belli… Sırf "Gözaltında öldü! İnsan hakları hiçe sayıldı… Bir insan iddianamesi bile olmayan bir dava da bir yıl içeride tutuldu ve sağlık şartları nedeniyle öldü!" denmesin diye bu olay yaşandı… Şimdi ne oluyor peki? Tamam işte… Unutuldu o, bir yıllık gözaltı… Kuddusi ERKIR şu an hastanede sessiz sedasız bir yaşam savaşı veriyor… Medya eşine ara sıra, kısık sesle konuşabileceği şekilde, birkaç mırıltı çıkarabileceği şekilde mikrofon uzatıyor… Halktan insanlık adına bir kelime, bir ses çıkmıyor… Halk olarak bizler de bu ninniye eşlik ediyoruz… Darbe! Cumhuriyet! Laik! Dinci! şeklinde…
Bu neye gebe, peki? Söyleyeyim…
Hepimiz Kuddusi ERKIR gibi olacağız…
Ne yoluna gittiğimiz belli olmayacak…
Bu davalar biter, hükümetler gider-gelir, bu siyasi oyunlar biter-devam eder, Sinan AYGÜN çıkar kasasındaki dolarlara dolar eklemeye devam eder, Mustafa BALBAY ofisinde oturur yine yazısını yazar, maaşını alır… Recep Tayyip ERDOĞAN bildiği gibi devam eder, Deniz BAYKAL "Laiklik gitti gider a dostlaaar!" şeklinde kendi çapında muhalifliğine devam eder, üstte filler tepişir biz, otlar eziliriz… Bu ülke ne günler gördü ve atlattı… Bu, saman alevi de elbet söner geçer…
Darbe, sivil, asker, siyaset, laik, dinci derken elektriğe gelen son 6 aydaki %45 zam, Mayıs ayı itibarıyla %12,5 kira zammı bedeli, memura yapılan komik %2,8 zam bedeli, kadınların yıllarca süren mücadeleleri sonucu kazanımı olan dul maaşının ellerinden geri alınması işte, böyle arada kaynar gider… Bravo bize! En son elektriğe gelen %21 zamdan eminim ülkenin yarısının haberi bile yoktur… Tabi nasıl olsun ki? Darbe değil mi? Kusura bakmayın dostlar… Şimdi burada kahramanlık türküleri eşliğinde ne laikliği kurtaracak mecalim var, ne de "Darbecilerin sonu geliyor!" diye sahte demokrasi neferliği yapasım…
Bu ay ki elektrik faturası geldiği zaman bizim evde ki "cuntacı Mahmut Paşa" ne yapacak, biri bana onu söylesin… O, benim babam… Ve darbe, laik, din derken %21 lik zamdan hala haberi yok sanırım… Bundan korkuyorum… Faturaya %21 lik zam yansıdığı zaman ve Mahmut Paşa bu fazla faturayı "Benim bilgisayarın çok açık kalmasına" bağladığı zaman, başımı öne eğip halıdaki desenleri sayacağım yine… İşte, benim için asıl darbe budur… Geri kalan her şey ise Mahmut Paşa’lar bunları fark etmesin de, siyasilere sandıkta darbe yapacağına evdekilere darbe yapsın diye gerçekleştirilen siyasi oyundur! Ve bunu tek fark edende bir mizah dergisi olan "Uykusuz"dur… Bana düşen ise çaresizlik içinde o kapağı çerçeveleyip duvarıma asmaktır… Belki Mahmut Paşa kaza-bela görür de, gelecek olan %21 zamlı faturanın sebebini öğrenir, ben de halıdaki desenleri saymak zorunda kalmam… Eğer Uykusuz’un kapağı da işe yaramazsa son çarem Başbakan’a bir mektup yazmak olacak sanırım:

"Sayın Başbakanım, madem böyle cesur bir siyasi oyuna giriştiniz, bana bir iyilik yapın ve bizim Cuntacı Mahmut Paşayı’da elektrik faturası gelmeden Ergenekon kapsamı altında birkaç ay, en azından sakinleşene kadar göz altına alın, lütfen! Bu yolda insanların sağlığını, hayatını dahi almayı göze aldıysanız bu, basit isteğimi geri çevirmezsiniz diye umut ediyorum… Kendisi ay sonunda bizim evde küçük çaplı bir darbe yapacak… Darbecilere karşı olan aşırı hassasiyetinize güveniyoruz… Kuddusi ERKIR gibi burada sessiz sedasız helak olmak istemiyorum… Çok çaresizim ve mizah dergisi kapaklarından medet umar hale geldim… Sizin güdümünüzde ki medya Laik-Din-Darbe den başka bir şeyden bahsetmiyor ve babamın henüz zamdan haberi yok… O yüzden hemen yukarıda gördüğünüz dergi kapağını odama asmak zorunda kaldım… Ay sonu yaklaştıkça psikolojim bozuluyor… Size güveniyorum… En azından ülkenizin bir genci olarak, elektriği neredeyse bedava verdiğiniz ve sizin verdiğiniz elektrikle Kuzey Irak’ta terörist besleyen Barzani kadar bir değerimiz vardır gözünüzde… Ellerinizden öper, saygılarımı sunarım…" İmza: Anti-darbeci ve çok sivil bir genç













2 Yorum Var