Yarım kalan bir kış mevsimi gibi yaşadım… Ne üşüdüm, titredim iliklerime kadar… Ne de ısınabildim botanik bahçelerinde bitki gibi… Tanrının yarattığı güzel bir bitki olarak göründü gözlerime Hint keneviri… Onu yakmak aklımın ucundan bile geçmedi! Her şey ikiye bölünmüştü gittiğim her şehirde… Ben küçük bir velettim… Her zaman üçüncü ve dördüncü bir gözüm vardı… Acısını iyi bilirim ardında bırakılan her arkadaşın… Kirpiklerim ıslandı her lehçe ile… Kürtçe / Türkçe ve Lazca… Her lehçeden bir dostun tadına bakmışlığım vardır… Bundan alınmıştır alınsa bile gözlerim / Her lehçe için birer defa nezaret altına… Hepsi için onurla yatmıştır göz yaşlarım, demir gözkapaklarının ardında… Doğarken girmişti ayaklarım postalların içine… Altı üstü bir darbeden üç sene sonra doğmuştum… Ankara’da bir hastane köşesinde… Bana fazlaydı bu yükümlülük… Egemenliği kayıtsız şartsız sevdiğime teslim ettim… Islak ve titrek dudaklarında yaşadım sonra her şehri… Nereye gitsem benimle gelebilen şehir / O, kahverengi kaldırımlarında ela gözlü bakış izleri olan şehrim / sevdiğimdi… Adriyatik koydum adını sonra şehrimin / Ben ise Ak Denizdim… Literatürüme girmiş en tesirli kelimem… Elim, kolum, bacağım…
Sevdiğim…
Göz yaşlarımı sünger misali bağrına basan, ıslak kaldırımları acılar tarafından en çok rağbet gören şehrim…
Bak benim… Ak Denizin… Elim / Kolum benim… Adriyatik Denizin…













Bir Yorum Var