headermask image

header image

Nasıl girersen öyle gider…

İki bin yediden iki bin sekize geçeceğimiz yılbaşı akşamıydı… Herkes delicesine bir hazırlık içindeydi… İçkiler zula ediliyordu ve çıldırmışçasına içilecek olan sigaralar şimdiden üst üste dizilmeye başlanmıştı bile… Yılbaşı kutlamalarına hiçbir zaman karşı olmamıştım… İnsanları anlayabiliyordum… Zaten yanardağ gibi bir memlekette yaşıyorduk… Patlamaya her an hazır… İnsanlar artık eğlenmek için, bir şeyleri birkaç saatliğine de olsa unutabilmek için mazeret arıyordu… İçimde tarifi imkânsız bir hüzün vardı kendi adıma… Bir şeyler içimi sıkıyordu ama ne olduğunu bir türlü çözemiyordum… Belki de hüzün maskesi takmış şey korkuydu… Çünkü aynı zamanda içimde inanılmaz bir coşma, sarhoş olma, yeni yıla sarhoş girme tutkusu vardı… Sanırım bu biraz da kendime bir şeyler kanıtlama çabasıydı… Yaş yirmi dört, ailemle mi takılacağım böyle bir gecede gibi takıntılara girmiştim, sanırım… O gün askerlik şubesine gitmem gerekliydi… Gittim, işim bittiğinde çoktan akşam olmuştu… Hâlâ gece için bir planım yoktu ve hiçbir yere davetli değildim… Mecburen eve döndüm… Saatler geçiyor, içimdeki korku artıyordu… Gerçeği kabullenmeye çalışsamda yapamıyordum… Yirmi dört yaşında bir adamdım ve yıl başında odama tıkılıp kalmaktan endişeliydim… Yapabileceğim en fazla şeyin ailem ve komşularla okey oynamak olduğu fikri ise daha çok canımı sıkıyordu… Bir müzik açtım, bir kitap aldım ve yatağıma uzandım…

Atik RAHİMİ’den ”Toprak ve Küller” i seçmiştim… Yeni yılda da savaşların bitmeyeceği fikrine kapılıp sıkıntı ve üzüntüden olsa gerek, öylece uyuyakalmışım… Uyandığımda içerden okey taşı sesleri geldiğini farkettim… Saat çoktan 23:00 olmuştu bile… Yeni yıla girmemize bir saat kalmış… ”Vay be!” dedim uykulu bir ses tonu ile… ”Bari aşağıya ineyim… En azından yeni yıla uyuyarak ya da yatakta girmeyeyim…”

Yaşıtlarım neler yapıyordu kim bilir? İçki içen, eğlence mekanlarında dans eden, sevgilisiyle el ele gezen, meydanlarda konser izleyen… Daha uzayıp giderdi bu liste… İçimdeki öfkeyle karışık hüzün duygusu iyice ele geçirmişti beni… Sinirli bir tavırla üzerime paltomu geçirdim, içerde okey oynayan komşularımızın ve ailemin yüzüne dahi bakmadan kapıdan çıktım… Hızlı parmak darbeleri ile asansörü çağırdım… Aşağıya indim… Biraz arkadaşımla konuştum telefonda, biraz yürüdüm… Hava çok soğuktu ve eve dönmeye karar verdim… Kendi kendime söylenmeye başladım: ”Mecbursun oğlum, işte! Yeni yıla tam bir yaşlı gibi gireceksin… Git ve yat! Senin en fazla yapabileceğin şey budur bu yılbaşı!…”

Hızlı adımlarla yürürken birden uzakta bir gölge farkettim… Tekerlekli sandalyeden bir adam bana el sallıyordu… Yanına gidip gitmemekte kararsız kaldım bir süre… Gece gece başıma iş almayayım, diye düşündüm sanırım… Ne olur ne olmaz… Fakat merakıma daha fazla engel olamadım… Gittim:

- ”Kardeş, seni Allah gönderdi”, diyerek girdi söze;
yaklaşık bir saattir buradan birinin geçmesini bekliyorum…

Önündeki rampayı göstererek devam etti:

- Şu, rampayı çıkamadım… Bu gece de yılbaşı… Herkes evinde eğleniyor, ya da evde değil… Bir Allah’ın kulu geçmedi bir saattir… Çok üşüdüm… Ellerimde dondu… Tekerleri çevirecek kuvvetim kalmadı… Rampadan çıkartır mısın sandalyeyi?

- ”Tabii ki”, dedim 
ve ellerini tekerden çekmesini söyledim… Duymadı beni… Bu sefer ellerine hafifçe vurarak, ellerini çekmesini istedim… Elleri buz kesmişti gerçekten… Üstelik öyle titriyordu ki; o titremeyi hayatım boyunca unutamam… Gerçekten de uzunca bir süredir birinin geçmesini beklediği belliydi… Rampayı çıkarttım ve ”Nerede oturuyorsun?” diye ekledim…
Hemen, bizim sitenin karşısında ki siteyi gösterdi… ”Tamam”, dedim… ”Seni evine kadar götüreyim”…

Yol boyunca hiç konuşmadı… Hâlâ titriyordu… Mahçuptu belli ki…
Ben de mahcubiyetini anladım, yol boyunca hiçbir şey sormadım ve konuşmadım…

Apartmanın önüne geldiğimiz zaman engelli merdivenini gördüm… Bayağı uzunca bir merdivendi…
”Ellerim dondu… Buradan da çıkartır mısın?” diye sordu… ”Evet”, dedim ve çıkarttım…
Asansörün önüne geldiğimiz zaman teşekkür etti ve ”Buraya kadar yeterli” dedi…

Ellerimi tam da sandalyenin tutacaklarından çekecektim ki;
Tam o anda havai fişekler patlamaya başladı… Yeni yıla girdiğimizi anlamıştık her ikimizde…
Apartmanın, giriş kapısına yansıması vuran, rengârenk fişekler… Öylece bakakaldık bir süre… Hiç konuşmadık…
Uzunca süren bir sessizliğin ardından, yine mahçup bir sesle söze girdi:

-”Kardeşim, senin de yılbaşını berbat ettim… Kusuruma bakma… 
Benim yüzümden yılbaşına nasıl girdin… Kimbilir ne yapacaktın?”

Biraz gönlünü yaptım… Kendini iyi hissetmesi için sırtına vurdum…
”Yılbaşına nasıl girersen tüm yılın öyle geçer” sözü aklıma geldi…
İçimi inanılmaz bir huzur kapladı… Sinirli ve endişeli halimden eser dahi kalmamıştı…

Eve gittim… Çay içtim… Şiir yazdım…
Biraz daha kitap okuyup uyudum…

Sabah kalktığım zaman baş etmem gereken ne bir mide bulantısı ne de baş ağrısı vardı…
Çok mutluydum… Onu sobanın önünde ısınırken düşündüm…
Titremesinin yavaş yavaş sona erişini…
Cama vuran havai fişeklerin anlatmak istediğini…

*
* (Gizli tutulacak)