Mehmet GÜRELİ’den ”İplerin kopuşu” albümü fonda çalarken bazı şeyleri daha düzgün düşündüğümü fark ettim… Çocukluğuma geri dönsem şu saniye… Pek şeyin değişmediğini anladım… Hâlâ şairlere ve müzisyenlere biraz da olsa muhtacım… Anılarımı teker teker ziyaret etsem… Yine de hepinize gelirken hediye olarak getirebileceğim bir cümlem var artık biliyor musunuz? Ne kadar da çok cümlem olmuş… Hiçbirini çocukken attığım bakışlar kadar sevmedim…Keşke sevgisiz kalmış hiçbir çocuk şairlere ve müzisyenlere muhtaç olmasa… Gözlerini okuyabilsek hepsinin… Hiçbir çocuk ilk kelimesini söylediği zaman sevinmesek… ”Çünkü duygularını gözleri ile anlatışının sonu gelmiş demektir”, diye düşünsek… Her çocuk, sadece çocuk olduğu için güzel olsa keşke… ”Anne” ya da ”Baba” dediği için değil, meselâ… Keşke, çocuklar kendilerini ifade etmek zorunda kalmasalar… Kocaman gözlerinden anlasak onları hepimiz… Susmuş… Kocaman ve ıslak gözlerle tam gözlerimizin içine bakan milyonlarca çocuk… Aman Tanrım! Ne ihtişam!… Bir ressamın tabloya alamayacağı, bir müzisyenin notaya dökemeyeceği, bir şaire kalem ve kâğıdın kaya gibi ağır geleceği an bu an olmalı… Tonlarca ”Çocuk hüznü”… Yer yüzünde nefes alan iyi insanların yağlı ilmeği… Ve kötülerin sanat eseri…
Bir yetişkin neden kekeme olur? Bilir misiniz? O, çocukların gözlerinde ki anlamın hâlâ farkındadır… Susmak ile konuşmak / Gözlerini kullanmak ile dilini kullanmak arasında sıkışıp kalmıştır… Kekemeler sadece güzel şarkı söylemez… En güzel şairler kekemelerden çıkar aslında… Siz bilmezsiniz… Yine bütün mağrurlukları ile şairliğin o şatafatlı sahnesini de sizlere bırakmışlardır… En iyi şair, kendi şiirini seslendiremeyen şairdir… En iyi şair sesini hiç duymadığınız şairdir… O yüzden ben yeni nesil şairleri küçümserim… Hepiniz, yazdığınız kadar konuşuyorsunuz çünkü… Yazdıklarınız sesinizin, kaleminiz ise çenenizin gölgesinde kalıyor… Yer yüzünde kaç baba, çocuğu kekelediği için çocuğundan utanıyor, bilemiyorum… Ciğerlerime çektiğim dumanın kalbimi sancıtıp sol kolumu uyuşturması hiç bu kadar yüzümü gülümsetmemişti, bu gece kadar… Sigara, kalp krizi,trafik kazası… Nasıl olacağı umrumda değil… Evet, ölümün şekli benzeşebilir zaman zaman… Ama ölüm anında ki anlamlı bakışı kimse kekemeler kadar fiyakalı atamaz… Son sözü her zaman ölüm söyler… Çene tutmaz o an da… Gözler konuşur… Son bakış… Hiç bir baba ölüm anında çocuklarına ”kekeme bir baba” kadar anlamlı ve fiyakalı bakamaz… Hayat çenebazların, ölüm anı ise kekemelerin ve anlamlı bakan çocukların sahnesidir…
Diyorum ki: ” Keşke… Keşke sevgiye muhtaç hiçbir çocuk şairlere ve müzisyenlere ihtiyaç duymasa… Yer yüzünde çocukların gözlerini okuyamayan kaç insan, kekeme çocuğunun ağzına öykünen kaç baba varsa… Hepiniz dilsiz girin mezara… Veya her neyse… Boşverelim bunları… Şimdi biraz kahve ve biraz sigara… Biraz Cenk Taner, Mehmet Güreli, biraz da Kaybedentribi… Bu arada denizi özledim ama kalbim Sakarya’da…
E, hadi! Sweeney Todd gelse de seyre dalsam ya…”
Selam, okuyucu! Seyre dalıp geldim… Şimdi, tek söylemek istediğim:
”Ah! Çocukların gözlerini okuyabilenler ve kekemeler… One day you will see… Evet, Günün birinde göreceksiniz… Onların senin gibi ölmediğini… Senin gibi ölmeyecekler… Ve sizler gibi…
Onların çocukları ve sevgili karıları da sizler gibi ölmeyecek…”





Bir Yorum Var