Berk Demir Röportajı

Hayattan elimi eteğimi çektiğim, varlığımı sorguladığım bir dönemde denk geldim Berk Demir’in “Uyusun Diye” albümüne… Hepimizin hayat tarafından haddinin bildirildiği, her şeyin aslında hiçlikten ibaret olduğunun kafamıza sert bir şekilde çakıldığı, damdan düştüğümüz dönemlerimiz olmuştur… Sevgi, umut, inanç, mutluluktan oluşan o halının ayaklarımızın altından çekildiği dönemlerde hatırlarız hiçliğin varlığını… Her şeyin en sade haline geri dönme isteği belirir içimizde… İsimlendirdiğimiz, yüceltme çabasına girdiğimiz her şeyi aslında oluşundan uzaklaştırdığımızı acı biçimde fark ederiz… Bir kediye sadece kedi demek, kadına kadın demek, sevgiye sevgi demek, şiire şiir, şarkıya şarkı demek yeterlidir… Sevginin en saf hali, bir şeyin, şeylerin hayatımızdaki varlığını kabullenerek yaşamak, en güzel ve yalın hali bundan ibaret oysa… Yaşamın en yalın haline nasıl dönebilirim diye debelenirken ben, elbette bu kaygım sanatta da böyleyken, buradan bakınca kendi şiirlerimden dahi midem bulanırken, tam da öyle bir dönemde bu adamla karşılaşmak kendi içimde pekişmemi sağladı… Bir şeylerin içimde daha da oturmasına ön ayak oldu Berk Demir’in “Uyusun Diye” albümü… Bu röportaj da öyle olsun istedim, kalıba sığmasın, sadece o anlatsın ben dinleyeyim istedim… Siz de dinleyin istedim…

Merhaba Cihan,

Öncelikle çok heyecanlıyım çünkü bu benim ilk röportajım ve bana heyecan veren bir konu hakkında yazmamı istedin. Aslında bu yazıda proje nasıl gelişti, ismi neden uyusun diye, projeden beklentim neydi vs. bu gibi sorulara değineceğim. Detaylara girmek için iznimi aldım… Baştan söylüyorum sanki seninle yüz yüze konuşur gibi yazıyorum buraya. Evvela samimiyet.

Şimdi isminden çok açık bir şekilde anlaşılacağı üzere bu albümün bir sahibi var. Bu hatun kişisi ile olduğumuz muhtelif zamanlarda yaptığım çalışmaların demosunu dinletir, ilk önce onun onayını almak isterdim. İlhamın da genelde hava karanlıkken geldiğini varsayacak olursak bu ses kayıtları hep gecenin bi’ saatinde yollanırdı. Aldığım geri dönüŞler hoşuma gitmeye başlamış olacak ki iş bir yerden sonra “hadi ona bir şeyler dinleteyim”e döndü. Baya hatuna seri üretime geçtik emi. Bir şeyler dinletmek istiyordum çünkü ona bedenen yakın olmanın ötesine geçmek istiyordum. Öpmek, sarılmak, elini tutmak, sevişmek bunlar çok basit şeyler geliyor bana önemli olan içine işleyebilmekte, hissettirebilmekte. Ertesi gün görüştüğümüzde benim attığım demolarla uyuduğunu söylemişti. İşte o an “ilerde her gece piyano çalarak uyutacağım seni hatun” demiştim içimden. Sonra bu projeyi düşündüm bu demolarımı toplasam bir albüm yapsam ona adasam. Bu şekilde haftalarca devam etti. Bir yandan da müzisyen triplerindeyim ilişkinle sanatını ayrı tut falan.

– sanki bana Bach paşam-

Sonra bu düşüncenin kendimle çeliştiğini fark ettim hem samimi olup hissettiğimi anlatmak istiyorum hem de samimi olduğum hislerimi saklayıp başka biri gibi davranmam gerektiğimi düşünüyordum. Kim yendi? Ürün olmayan Berk. Kesin kararlıydım albümü hazırlamakta fakat bu sefer de teknik açıdan belli bir seviyeye getirmek zorunda olduğumu düşündüm. Sonuçta piyasaya sürmeyi planlıyorum. Yine içsel kavgalar, patırtılar derken ona nasıl attıysam aynı şekilde yayına girecek duyguları makineye sokmaya gerek yok dedim. Kim bana karşı çıkabilirdi ki? Müzik şirketi zaten benim, kendi etiketimle çıkıyor. Huyum gereği her şeyin kendi elimden çıkmasını isterim. -ki bu huyum çoğu zaman hırsa dönüşüyor ve bu hırs bana zarar veriyor.

Neyse efendim oturdum Photoshop’un başına bir de kağıt kalem, yazdım: Bizim hatun denizi sever, güneşin batışını izlemeyi de bayılır. Bu ikisi cepte! Devianart’da bulmuştum sanırım kapak fotoğrafını. Kim çekti inan hatırlamıyorum. Hakkını helal etsin artıkın hayırlı bi’ iş için arakladım. Artık geldim en zor kısımlara isimiler. Önce projenin adıyla başladım. Ben bunu neden yaptım sorunun cevabı kendimde “hatunum kafasını yastığa koyup beni dinlemeye başladığında uyusun diye” şeklinde buldum. Enem, evreka! Uyusun Diye albümün adı. Albümün adı tamam da dokuz tane şarkı var onların adı ne olacak? Başladım abartılı, şaşaalı, yapmacık isimlere: Tutku, hep benimle kal vs vs. Sonra yine minik bir çıkmaza düştüm içimde. Gerçekten gerek var mıydı bir isme? Bırakalım da dinleyen hangi şarkıda ne hissetiyse o ismi koysun.

Yazdım baba:
bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz.

On neden yok?

Onu daha sonra biraz kelime oyunu yaparak yayımlayacağım. S’On olacak. Lakin herhangi bir son olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla sadece bir fikir ilerisi için. Albümün tüm ıvır zıvırı bittikten sonra lisanslattım ve bir an önce yerimizi alalım diye dijital platformlara attım. Bak bak kafa zehir: Hatunun tam doğum günüde girsin ki daha şirin gözükelim. Tabi gecikmemesi lazım bu yüzden 29 Haziran’da başlattım işlemleri. Lanet olsun ki daha önce hiç olmayan bir şey oldu ve o gün aldım lisansımı. 29 Haziran’da çıktı piyasaya albüm. Anında korsana düşmüş. Ulan benim götü boklu albümümü kim neyine takar derken benim hatundan mesaj… Allah kahretsin korsanı, bir kez daha korsana hayır. Sırf bunun yüzünden bile bin kere hayır. İnsanlar youtube kanalımdan” dinlediler. Genel olarak birkaç soru vardı: Neden bunlar bu kadar kısa, bunlara söz yazabilir miyiz? Bir kez daha cevap vereyim. Neden kısa? Çünkü neden döne döne aynı şeyleri söyleyeyim. Tadında bırakmak güzel, bir kez daha baştan başlayıp dinlemek daha etkileyici diye düşünüyorum. Bunlara söz yazabilir miyiz? E moruk ben en güzel aşk şiirini yazdım oraya – Özdemir Asaf’ın kulağına gitmesin ağzıma sıçar- sen okuyamamışsın. Şiir üstüne şiir yazılır mı hiç ?

Toparlamak gerekirse ayrıldık. Bitti yani. Hala dinliyor mudur bilmiyorum da. Belki de başka birileri uyusun diye çabalıyordur. Belki başka şarkılarda gözlerini kapatıyordur. Ama ben hala o uyusun diye çabalıyorum kendi içimde. Ben yine bağıra bağıra şarkıların dilini anlatacağım ona, belki dinler. Belki.

-ha! yayınlar mıyım bilmem.

sevgim ve saygımla

dhafer youseef- blending souls & shades çaldı

birkaç şişe promil

etim kemiklerime batıyor

12kasım

günün menüsü: az çorba

kız ismi: melodi

erkek ismi: deniz

Copyright © ²oo4 - ²oo8 Paranteziçi Hayatlar
2795 defa okundu.

Comments are closed.