Günlerden bir gün Kuaför Cengiz grubunun vokali, Alex BAYRAK ile sohbet ediyorum… Keşke herkes tadabilse bu adamın muhabbetini… Beni pek sarar… ABD‘den gelmiş ülkemize… O yarım yamalak Türkçesi daha tadından yenmez kılıyor adamı… Dakika başı özür diler… Türkçem zayıf, yanlış kelime kullandıysam özür dilerim, diyerekten… Bizim milletten daha hassas bu konuda… Türkçeyi en had safha da düzgün kullanmaya çabalıyor… Bu çabasını o kadar takdir ediyorum ki, anlatamam… Yaşıtlarım olağan gücüyle dilimizi daha kötüye götürürken… Hele ki sağ da sol da Kuaför Cengiz dinleyerek tip tip takılan yaşıtlarımı gördükçe durumun içindeki kara mizahı daha iyi kavrıyorum… K.C. dinliyorum, siyah giyiyorum, karanlık yazılar yazıyorum, içki içiyorum, ülkemden rahatsızım, yurt dışına kaçacağım fırsatını bulursam, Avrupa gibisi var mı?, yaşasın gothizm!… Ve daha neler?
Oysa ki Alex BAYRAK’ın gerçek mesleğini bilseler… Alex BAYRAK tarihi eserlerimizi onarıyor, onları restore ediyor, gözü gibi bakıyor… Geçimini bu işlerle sağlıyor… Tam bir Osmanlı âşığı… Tarihimizi araştırıyor, merak ediyor… Dinine bağlı, bir şey rica ettiğin zaman ” Kesin yaparız ” gibi cümleler dahi kurmuyor… ” Allah izin verirse / İnşallah ” gibi cümleleri eksik etmiyor bu tip konuşmalar esnasında… İstanbul âşığı… Türkiye’nin kültür mozaiğine bayılıyor… Azınlık gibi zırvaların Avrupa‘nın sinsiliği, fesatı olduğunu biliyor… Hatta bir sohbetimiz esnasında şimdi grubun adını hatırlayamıyorum fakat dünyaca ünlü bir metal grubuydu… O grubun solisti ile Türkiye hakkında bir muhabbetini anlatmıştı… Dünyaca ünlü grubun solistinin dahi Türkiye’ye bayıldığını anlatmıştı…
İşte, burda da görünlüyor ki; kraldan fazla kralcı oldu bizim gençlik… K.C. dinlemek gibi kişisel tercihlere dahi marjinal anlamlar yüklemeye çalışmanın içler acısı sonucu… Şekilcilik, genelleme gibi şeylerin bizi nereye getirdiğini görebilmem için çok önemli bir referans olmuştu bu olay… Hâlâ da öyledir… Sizinle de paylaşmak istedim…
Çiçekler konuşur:Çiçekler konuşur… Evet, çiçekler konuşur… Bir zamanlar iş ararken bahçivan arandığı ilanını görmüştüm bir yerde… İşe alınma koşulları arasında ” Diksiyonu Düzgün & İngilizce bilen ” vardı… Çok gülmüştüm… Alt tarafı çiçeklere bakacak, biçecek ve sulayacak birinde niye böyle bir özellik isterler ki diye… Sonradan aklıma geldi… Çiçeklerle güzel konuşması için olabilir, dedim… Peki ingilzce neyin nesi diye düşündüm… O da yurtdışından getirilen çiçekler için gerek olsa dedim… Komik memleketteyiz vesselam… Nereye elini atsan karamizah örneği…
Oyuncak Dünya:Yavuz ÇETİN’i özlediğimi hissettim bugün… O, gitti gideli ” Platin saçlı karıların altında Grand Cherokee ” tadında sözler yazan rock grupları kalmadı… Sevgili, ot, çicek, böcek…Bir de yeni yetme Amerikan / İngiliz gruplarına özenip kelimeleri yuvarlamaları, ağızlarını şekilden şekile sokmaları yok mu? Çıldırtır insanı… Oysa ” Oyuncak Dünya ” sı vardır ki Yavuz’un… Bu sözler rock’ın felsefesine, ruhuna bu kadar mı cuk oturur? Allah rahmet eylesin… Hâlâ i podumda çalarken bir başka görürüm dünyayı… Sokaktan soyutlanırım, başka aleme geçerim Yavuz’u dinlerken…
Sevmem ama yok da saymam:Penguen Dergisinin bu sayısı biraz zevkliydi sanki… Karikatürleri beğendim… Ama Altay ÖKTEM yine aynı… Üç haftadır tutturmuş bir ” sırt ” mevzusu gidiyor… İnsanın sırtı şöyledir, kadının sırtı şudur, dönülen sırtı severim, sırtı ayrıca severim… Bırak bu ” tırt ” mevzuları, dedim vallahi… Ne güzel değil mi? Bol sırtlı cümleler kur, köşen dolsun, maaş al… Pek özeniyor insan, canım!… Ama Alpay ERDEM’den daha çok hakettiği kesin o maaşı… Bu Alpay ERDEM’e küfür edecek kadar gıcık olmam yakındır… Bu adamın hiçbir yazdığı komik değil, anlamlı da değil, derinliği de yok… Geyik, desen, geyik bile değil… Kategorisiz, apayrı bir saçmalık örneği… ” Bu hafta piskiletime bindim, şurlara gittim, ketılıma su koydum, kanaryamı sevdim, bu hafta ki stand up gösterime beklerim, görüşürüz…” Bu adam stand up gösterisine bu yazıları referans göstererek nasıl izleyici çekiyor aklım mantığım almıyor… Ben bu yazıları okuduktan sonra bu adamla bir kafe de oturup bir çay içimi muhabbet bile etmem… Sokak ta görsem yüzüne bakmam… Ama ne hikmetse Penguen Dergisini her hafta alıyorum… İşte, bu da ruhumun iyice piştiğinin göstergesi sanırım… Alpay ERDEM ve Altay ÖKTEM’i sokak ta görse yüzüne bakmam, konuşmam, muhattap bile olmam… Ama okurum… Gıcık olurum, ama okurum… Konuşmam, ama okurum… Bir şeyi beğenmemek, onu yok saymak anlamına gelmemeli… Okumak yine de iyidir… Okunacak şey okunulası olmasa bile okumak iyidir… Okuyun, okutturun… Yazara gıcık olsanız, ağzını yüzünü yamultmak isteseniz dahi okuyun…












