Mirabella’ya Mektuplar XVI

Sevgili Mirabella;

Genç aklını yitiriyordu…

Gün geçtikçe soldu hafızası… İyileşmesi için gereken ilâçlar, bir terzinin çekmecesinde bulunabilecek olanlardı. Her dozunda yüzü bir parça daha yığılıyordu bedenine… Mezbahadan atılmış et yığını sanılsa da O, teninin hala irinli ve beyaz duruşuysa, akıllara durgunluk veren güzelliğiydi.

Bilinci açık olduğundan, başucunda dikili insan gölgeleri, halâ onda olan ruhuna azap sarabilir hissiyle vücut ağırlığınca torba dikiyordu…

“Korkacak bir şey yok’ demek isterken ben…

Genç aklını yitiriyordu;
odalardaki kapı kollarını koklaması tamamen içgüdüsel olamazdı… Nedenleri vardı elbet, takip edilişinin yanı sıra ıslak halı kokusu veren korkuları… Usanmadan saydığı dizaynı bozuk parkelerin çarpımında hiçbir sayı, iltihaplı bir kalbin kaç kere içinden söküp atıldığının sonucunu veremedi.

Yaralarımı iyileştirdiğim bir sabah penceremden dikkat ettim… Kendini kahretmiş kahvaltısından kalkıyordu… Tadını koyuluğunda bulmuş üç beş siyah zeytin çöpü idi masada bıraktığı…

Gözlemlerimle samimiyeti ilerlettiğimde asfalt dökümünde pişirmeye çalıştığı omletinin tadına bakmaya çekindi ve diğer odasına geçti… Harabelerin sunduğu televizyon saatini gözden kaçırmak istemezken, gazetelerden özenle kesilmiş kuponları yırtışındaki hırçınlıkla irkildim…

Birikmiş kağıtlara verilmiyordu, onu incitmeden sevebileceği bir kalp…

Üstelik en çok onun söyleşileri son noktayı koyardı, kararsız ve iç içe girmiş fikirlere… Zeki ve oldukça bilgiliydi… Hiç olmadı bilimsel araştırmaları, yoktu zaman kaybı yaratacak buluşları derken, akıl sıhhatinin kenarında yürürken takip ettim onu, acısını kalbime çivilemek için yetişirken fark ettim, bu yaradılışı istilaya uğratan sırrı…

Onun için yapabileceğim pek bir şey kalmamışken,
bir diriye saygıdan ve yine ona gösterilen merhametten öte olamazdı hiçbir şey…

Copyright © ²oo4 - ²oo8 Paranteziçi Hayatlar
1583 defa okundu.

Comments are closed.