Akarsularımızın özelleştirilmesi, hükümetimizin özelleştirmeye olan aşkının artık son noktası… Bu konulardan bahsetmeye ne zaman niyetlensem aslında tırsıyorum artık… İtiraf etmeliyim… Yorumlarda sanki ” Cumhuriyet gazetesi klişelerini bırak, Tehlikenin farkında mısınız? paranoyalarını geç ” gibi uzayıp giden eleştiriler ard arda gelecekmiş gibi hissediyorum… Oysaki cebinin derdine düşmüş seçmene birşeyleri anlatmak artık daha zorlaştı… Cebim şişkin mi? Şişkin, ya da şişkinleşmesi yakındır… Gerisi beni bağlamaz, diye açıkça söyleyemeyen seçmenin artık tek sığınağı, Demokrasi… E, tamam da bu Demokrasi ne menem birşeymiş ki Başbakan ve onun çevresinden başkası bunu fiili olarak hissedemiyor… Ortalarda soyut bir şekilde Demokrasi kelimesi uçuşup duruyor ama halk hep olduğu yerde… Akarsuların özelleştirilmesi, diyeceğim şimdi… Hemen ”Ama Demokrasi…” diye gireceksiniz lafa… Ağzımıza pelesenk oldu mübarek kelime… Birisi de çıkıp,neden tedbir almak ve iyileştirmek yerine hemen özelleştirme, diyemeyecek… Adım gibi biliyorum ve bu kadar umutsuzum artık seçmene karşı…
Tamam, yüzde kırk yedisiniz… Büyüksünüz… Kurduk hükümeti, Çankaya’da da güller açtı… Somut örnekten başkası okuru paklamıyor artık… Ya ‘ Vatan, millet, sakarya ‘ edebiyatı yapmakla, ya da ‘ Tehlikenin farkında mısınız? ‘ paranoyası yaratmakla suçlanmak istemiyorum çünkü…
Geçenlerde karşı komşumuz Ayla teyze ve ailesi Çanakkale’ye tatile gittiler…
Döndükleri zaman heyecanla tatil anılarını anlatmaya başladı:
” Çok güzeldi… O kadar güzeldi ki, anlatamam…
Denize girdik, pansiyonda başımıza gelmeyen kalmadı, çok eğlendik… ”
diye devam ederken birden iş duygusal bir hâl aldı… Ve devam etti…
” Şehitliği ziyaret edelim, dedik… Aman Allah’ım biz arabayla git git bitiremedik o tepeleri yolları… Onlar, o şartlar altında, o silahlarla, mermilerle nasıl yürüdüler o yolu? Nasıl aştılar o tepeleri? Akıla mantığa sığmıyor… Bu vatan gerçekten kolay hürriyetine kavuşmamış… Onlara neler borçlu olduğumuzu o zaman daha iyi anlıyorsun… Her yerde asılı kocaman Türk Bayraklarını gördüğün zaman içini bir huzur kaplıyor… Değmiş, diyebiliyorsun… Mezarlarını ziyaret edebilecek yüzün oluyor… Yüzün ağlıyor ama için için de bir gurur hissediyorsun… Bakın, biz hâlâ burdayız, bayrağımız dalgalanıyor, diyebiliyorsun… Bu gurur ve duygusallık içindeyken bir adaya gittik… O zaman içimdeki gurur yerini öfkeye, utanca, çaresizliğe bıraktı… O ada, o kadar güzeldiki, anlatamam… Villalar, yatlar, yeşillik ve deniz mavisi… Birşey dikkatimi çekti… Etraf da hiç Türk Bayrağı yoktu… Sanki Türk Bayrakları aniden kesildi o adaya girdiğimiz zaman… Bir bey ile tanıştık… Muhabbet ediyorduk, normal bir biçimde… Birden sormaya karar verdim: ‘ Neden burda hiç Türk Bayrağı yok?’ Aldığım cevap kanımı dondurdu… ‘ Neden asalım ki, sizin atalarınız bizim atalarımızı öldürdü, savaş ile buraları aldılar… Biz de şimdi sizlerden para ile aldık… Yok bayrak / mayrak!”
Özelleştirme diye diye aşkından yanan bir hükümetin göremediği realite
işte bu sokak arası muhabbetlerinde gizlidir…
Bunu Demokrasi gibi soyut kavramlar ile açıklayamazsınız…
Mal, mülk, şirket, liman bitti… Şimdi akarsularda sıra…
Aman, iyileştirme çabalarına girmeyelim, uğraşamayız, üşeniyoruz…
Hemen elden çıkaralım ve gitsin… Bizim sorumluluğumuzdan çıksın…
Fırat ve Dicle, yarın Kızılırmak, ertesi gün Sakarya…
Aman, yalvarırım gelmeyin üzerime… İçiniz rahat olsun…
Artık ‘ Vatan, millet, sakarya ‘ edebiyatının sonu geliyor…
Biz yapmıyoruz ama yapanlar isteseler de yapamayacak artık…
‘ Vatan ile millet üzerinden edebiyat yapın,
Sakarya bizim, parasını ödedik… ‘













