Uyku, karabasanlarla ip atlayan seksen yaşındaki kadın gibidir (*) Geceleri başlar, benliğimi kemiren düşünce suçlusu arama operasyonu… En olmadık eğilimler beynimi kemirir… Sensizliğin en can alıcı anları, geceleri daha da belirgenleşen alnımdaki aşk lekesinde gizlidir… Gözlerinin yokluğunda boşluğa düşmüş gözlerime çarpıyor, kadife üzerindeki ölü ağırlıklar… Bir gece… Sensiz bir gece… Güçlük, sıkıntı içinde geçen binlerce yıl… Bir sabah… Ve yalnızca son sabah… Uyanacağım son ilginç Deja Vu… İnan, ben kaybetmeyeceğim ve kaçmayacağım… Gözlerimi yatağımdaki boşluğuna son açışım… Yok olan ben ve sen değil… Tek bir ülke kazanacak bu savaşı… ” … Ve yakında dünya olmaktan vazgeçecek ”
Saflığa dönüş, ancak bu anlarda mümkündür… Dünyanın derinliklerinde, bir yerlerde binlerce doğmamış aşk şehidi çocuğu gizlidir… Onların alınlarından bakarak aşk mektupları okuyacağım sana… Aşk yüzünden ceset olmuş, milyonlarca sevgilinin mektuplarını çalacağım… Doğmamış çocuklarının alınlarından üstelik… Bu yapacağım düpedüz ölü soyuculuk… Kaldırabilir misin bu yakut ağırlığı? Yüzünde milyon tane cesedin gülümsemesini taşıyabilir misin, sevgilim?
Neyse…
Şimdi zamanı değil sanırım…
” Bir yazar hikâyesini kan ile noktalarsa
son dal sigarasını içine çekiyor demektir…”
Bu hikâyeye dünya bulaştı…
Doğru yöne gitmiyor…
Kan bulaşmadan…
Gel, otur dizimin yanıbaşına…
Saf altından saçlarını ser bacaklarıma…
Hiç görmüş müydün?
”Geceleri uçakların yıldızlara çarpmaması ne garip,
değil mi?”













