headermask image

header image

[Nihat Genç] Röportajı

—Nihat Genç’i kitaplarından, Leman’da ki yazılarından, SKYTÜRK TV’deki yorumlarından tanıyoruz. Bize biraz Nihat Genç’ten bahsedebilir misiniz?
Ben kendimden yıllardır bahsediyorum. Yazılarımla bahsediyorum, kitaplarımla, makalelerimle bahsediyorum. Benim bahsetme şeklim makale şeklindedir. Burada üç beş cümle ile kendimi ifade edebilmem çok zordur. “Ete kemiğe büründüm, Nihat diye göründüm.”

—Hayatınızda parantez içine giren bir sürü isim, öykü kuşkusuz mevcut. Peki, bunlardan birini örnek verebilir misiniz?
Kendi öyküm çok enteresan geliyor bana. Korkusuzca hala kimsenin adamı olmadan bu kadar holding medyasında bağırıp çağırmak çok heyecan verici geliyor. Benim gibi bir adamla karşılaşmak isterdim. Kimselere eyvallahı olmadan, hiçbir kurumun adamı olmadan, hiçbir ideolojinin adamı olmadan, kendi başına konuşan bir adamı çok merak ediyorum nasıl olur diye. Kendim gibi kabadayı biriyle konuşmak isterim.

—İnşallah. Biz yetişiyoruz, bu konuda sizleri takip ederek-
İnşallah. Yetişeceksiniz tabi. Sizlere bir şey göstermek; bakın bu yol, sizde yapabilirsiniz, hepimiz yapabiliriz. Korkularla yaşamayalım, kendimizi otokontrol yapmayalım. Kendimizi otokritik yapalım ama otokontrol ile sınırlamayalım. Rahat olup ülkemize sahip çıkalım. Allah’tan başka kimseye güvenmeyelim. Bunu demeye çalışıyorum zaten yazılarımda. Sizlerin önünü açmak için.

—Bir edebiyatçı olarak Nihat Genç’i nasıl buluyorsunuz?
Bir edebiyatçı olarak Nihat Genç’i eşsiz buluyorum. Benim yazdığım yüzlerce hikâyeyi yazabilecek, bir dayı, kahraman arıyorum. İnsanların önünde, Türkiye’de milyonlarca bilgisayar var. Herkes her akşam bir şey yazıyor ama bir hikâye yazsınlar benim hikâyelerim gibi bir hikâye. Yazabileceklerini, yazmalarını bekliyorum. Benim konuşmalarımdan herhangi birini yapmalarını bekliyorum. Kitleleri heyecanlandıran, kitlelere bir şey anlatan bir konuşma ya da benim hikâyelerim gibi bir hikâye yazmalarını bekliyorum. Öyle lagaydı lugaydı, isimlerini gizleyerek laf atmak yok. Televizyonda isimlerini gizleyen bir sürü insan, sağdan soldan laf atıyor. Bu ruh hastalığıdır. İnsanlar isimlerini açık koyarlar. Benim adım Nihat Genç, dobraca hikâyelerimi yazıyorum, dobraca da konuşmalarımı yapıyorum. Kalksınlar o konuşmalardan bir tanesini biri yapsın, herhangi biri ya da o yazılardan herhangi birini bir tanesi yazsın bekliyorum.

—Aşk denince aklınıza ne geliyor?
Var tabi. Aşk denince beni etkileyen olay Mevlana’dır. Aşk yaşadığımız, gördüğümüz, duyduğumuz her şeyi Allah’ın bir parçası bilmek, bizim Allah’ın bir parçası olmamız, bizi yaradan aşka bağlanmamız, onun nimetlerine aşkla bağlanmamız. Eşitlik gibi özgürlük gibi kavramları aşkla izah etmek, aşkla anlatmak, bu topraktan geldik bu toprağa gideceğiz. O yüzden toprağımıza aşkla bağlanmak; eriğin tadını, güzel bir kadının tadını, konuşmanın tadını, sohbetin tadını, sıkıntıların tadını, bütün bunlarla mücadele edecek gücün tadını, hepsini aşkın coğrafyasında arıyoruz. Biz, bizim evliyamızın yüzyıllar boyu anlattığı, Yunus Emrelerin, Hacı Bektaşların bu aşk tanımları içinde kendimize bir yol bulmaya çalışıyoruz.

—Türk edebiyatı yok mu oluyor? Edebiyatımız kirlendi mi? Dünyadaki yeri sizce nerede?
Eee… Tabi… Doğan Hızlan gibi medya yayıncılıkları, medya eleştirmenleri olduğu müddetçe, edebiyatımız hızla kirleniyor. Holding edebiyatçıları, edebiyatımızı kirletiyor. Tüyap kitap fuarları, kitap dergileri, parayla eleştiri yazan yazarlar ve halkın hiçbir şey anlamadığı yazarlar ve ermeni lobilerine çalışan yazarlar ya da bir takım Avrupacı lobilerin adamları, bunların edebiyatla ilişkisi yok ama isimleri çok biliniyor. Bütün bunların karşısında, bu toprağın hamsisi gibi, buğdayı gibi, sedir ağacı gibi konuşacak, yalın tertemiz Yunus gibi konuşacak, Eskişehir’in bir köyünden sade bir köylü bir dervişe, bir Türkmen dervişine ihtiyacımız var. Bunun yazarlığını yapmamız lazım, temiz sade konuşmamız lazım. Bu oyunlarla medya holdinglerinin sözü ele geçirmesi, medyanın yazarlığı ele geçirmesi, dünya için çok trajik bir gelişmedir. Çünkü söz; bağımsızdır, söz bizim değil Allah’ındır. Kelam onundur. Bizi konuşturan o divan edebiyatının tasvirindeki bülbül, içimizde konuşan bülbül ya da bizim yazarken konuştuğumuz o bülbül kimdir? O bülbül bizi yaratandır. 

Biz biriyle konuşuyoruz sürekli, yazarken ya da içimizde ölene kadar biriyle konuşuyoruz, bu konuştuğumuz şey, muhabbet ettiğimiz şey, o büyük muhabbeti şekillendiren, bu dünyayı yaratandır. Bu tohumlar çok namuslu, çok dürüst ve samimi olmak zorunda, aşk adamı olmak zorunda. Bunlar aşk adamı değil medya adamı oluyorlar, holding adamı oluyorlar, Avrupa projesinin adamı oluyorlar. Yedikleri ekmeğe, içtikleri suya karşı çıkıyorlar. Hayatım boyunca bu kirlenmenin karşısında oldum. O yüzden medya bana ağır bir sansür koydu. Türk edebiyatının en çok ambargo uygulanan yazarıyım ama kitaplarımın toplam baskısı yüz elliyi geçti. Son kitabım otuz bin bastı ve bunlarla mücadelem sürecek. Sözü kirletenlere karşı, onun bunun adamı olanlara karşı savaşım sürecek.

—Sizce Nobel ödülü ne anlam ifade eder? Orhan Pamuk bu ödülü iade etmeli miydi?
Toplumdan, halkından, okuyucularından dua almamış, bir el almamış insanların Nobel alması beni ilgilendirmiyor. Ermeni lobisinin verdiği bir ödüldür ve çok açık ortaya koymuştur. Ayrıca kendisi hırsızdır. Beyaz kale romanının hırsızıdır. Ben üç ay önceden beri televizyonda bu adam hırsız hırsız diye bağırıyorum, kimse bana dava açmadı. Yine burada da söylüyorum; kitabı çalıntı kitaptır, Petro’nun seyahat günlüğünden. Bunlar tıynetsiz insanlardır. Bunlar yazar olamaz ama medya ve holding çağında her şey olabiliyor. Bizde bunlara karşı mücadele edeceğiz. Bunların rezilliklerini, kepazeliklerini ve hırsızlıklarını çekinmeden yüzlerine karşı söyleyeceğiz. Bu ülkeye basit bir hikâye yazmamış insanlar; büyük edebiyatçı pozlarında büyük ödüller alıyorlar. Bu ne kadar büyük bir ilizyonun ve kandırmacanın içinde olduğumuzu gösteriyor bize. Edebiyatın, siyasetin bir oyuncağı olduğunu, uluslararası ajan servislerinin oyuncağı olduğunu bize gösteriyor.

—Orhan Pamuk, edebiyatımıza ihanet etmiş midir?
Tabi, yani… Şimdi Orhan Kemallerin, Aziz Nesinlerin, Kemal Tahirlerin nasıl bir hayat yaşadıkları, Nazım Hikmetlerin nasıl acılar ve işkenceler dolu hayat yaşadıklarını düşünürsek, onların ne güç şartlar altında birkaç cümle yazdıklarını, ne kadar büyük bir sansür ve ambargolara karşı ve sert devletin hukuki yapılarına karşı mücadele ettiklerini gördüğümüz zaman, Orhan Pamuk’un bir ihanet içinde olduğunu görürüz, yalan bir şöhret olduğunu görürüz, insan bu topraklarda acı çekmiş, işkence görmüş, mahkûm olmuş bu yazarlardan utanır.

—Son olarak Sayın Genç, Bugüne kadar birçok dergide çalışmalar yaptınız. Gençlik yıllarınızdan bu yana siyasi olsun, edebi dergiler olsun hep iç içe oldunuz. Parantez içi hayatlar takipçisi arkadaşlarıma ve bana öğütleriniz, mesajınız var mı?

Var. Önce Yunus Emre’nin şiirlerini iyi okusunlar. Sonra açıklamalı ve mukayeseli olarak mesneviyi iyi okusunlar. Sonra bin bir gece masallarını iyi okusunlar. Sonra İran şiiri, Hafızdı, Sadiydi, Hayyamdı, bunları bir iyice okusunlar. Sonra bizim divan şiirimizin en iyi kalemlerini, diyelim ki; Şeyh Galip’i iyi okusunlar ve sonra halk edebiyatımızı iyi okusunlar, Pir Sultan, Karacaoğlan gibi, Yunus Emreleri çok iyi okusunlar. Ondan sonrada batının büyük klasikleri, Şekspirler, Dostoyevski’ler, Tolstoylar, Kırmızı ve Siyahlar ve hem tiyatrodan hem şiirden batıyı da iyi okusunlar. Ayrıca felsefeyi de iyi tahsil etsinler. Felsefenin geçirdiği evreler, düşünme şekli, anlam nedir, nesne nedir, Allah tasavvuru nedir. Bütün bunlar doğuda ve batıda nasıl cevaplandırıldı. İbni Rüştler, İbni Sinalar doğuyu, batıyı nasıl yorumladılar. Farabiler, batılı filozoflar ne söyledi, bizimkiler ne söyledi, bütün bunları iyi öğrensinler. Sonra iyi bir estetik tahsili yapsınlar. Her şeyden öncede ciddi bir sosyolojik bilgisine sahip olsunlar. Büyük sosyolojik çözümlemelerden haberdar olsunlar. Toplumları öğrenmenin yolunu öğrensinler ve sonrada uluslararası siyasetin yani yakın tarihi, büyük savaşları; 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı neler getirdi, batı emperyalizmi dünyada neler yapıyor bunları iyi bilsinler. Ondan sonrada Türkiye’nin büyük madenlerini öğrensinler. Kültürünü öğrensinler. Ne kadar buğdayı var, ne kadar kömürü var, ne kadar kromu var, ne kadar zeytinyağı var, ne kadar tereyağı fabrikaları var, bizim madenlerimiz nedir? Bunlar nasıl endüstriye gidiyor? Kaç lira kazanıyoruz? Sularımız ne kadardır? Kimden ne kadar borç alıyoruz? Denizlerimizde hangi balıklar var? Marmara da hangi balıklar var? Çinakop nedir? Sarıkanat nedir? Kofana nedir? Bunları çok iyi öğrensinler. Kendi madenlerimizi bilsinler. Kendi türkülerimizi, sanat müziğimizden haberdar olsunlar. Şevki Beyler, Itriler, Hamamzadeler, Zekayi Efendiler bütün bunların hem hayat hikâyelerini, hem de müziklerini alsınlar, dinlesinler. Yani bu toprağın hem doğu hem de batı toprağının temel kültür adamlarını anlasınlar, hayatlarına geçirmeye çalışsınlar, tartışsınlar ve kendi ülkelerini sevmeden, tutmadan önce evrensel bir vicdan, evrensel bir ahlak sahibi olsunlar. Hukuk herkes içindir, ahlak herkes içindir. Ahlakın dini, kitabı, ülkesi yoktur. Bir Yunanlı, bir Amerikalı, Allahın yarattığı insandır. Hepsiyle kardeş nasıl olabiliriz? Daha iyi bir siyaset sistemi, daha iyi bir bölüşümcü iktisadi nizam nasıl olabilir? Bu soruları kendilerine sıkça sorsunlar.

 Ankara / Kızılay (Vadi Kitabevi 2006)

3 Yorum Var

  1. ya ulan son soruya verdiğin cevabı uygularsak,geriye hayat kalmayacak be !!!!

    2. derin devlet Yazmış January 30th, 2011
  2. Nihat Genç bana kalırsa bu ülkenin en güçlü ve en şeffaf kalemki yazarları arasındadır.

    4. İlhan Yazmış August 13th, 2008

One Trackback

  1. [...] değilim ben bu adamla, direkt odunla girişirim yani, sorgusuz sualsiz.Geçenlerde elime Nihat Genç'in “Köpekleşmenin Tarihi” adlı kitabı geçti, biraz geç geçti aslında [...]

*
* (Gizli tutulacak)