Anlatamam…

Öyle çaresiz bırakır ki sevgi seni; kendinde bir mucize yaratacak gücü bulursun… Öyle ki; soğumuş ellerinle soğuduğun elleri yeniden ısıtmayı, kendin kupkuru kesilmişken kurumuş dudakları yeniden ıslatmayı, kendi bedenin mosmor kesilmişken ikinci, üçüncü hatta dördüncü defa ölmeyi göze alırsın… En yakınındakine anlatamazsın… Anlamaz… Nefret edilen olursun, kişilik denen naneyi alır rafa kaldırırsın… Denersin, defalarca kere denersin… Can yakarsın, yanarsın… Ağlarsın ve ağlatırsın… Oyalanır ve oyalarsın.. Yalvarır ve yalvartırsın… Umutlanır ve umut aşılarsın… Beklersin ve bekletilirsin… Dibine kadar hissedilerek öpülür, zerre hissetmeden öpersin… Hayat böyle işte… Mutluluk bu kadar ucuz değil… Olmamalı da zaten… Aşık olduğun, tenine değdiğin zaman eriyeceğin birine bir ömür sarılıp uyumak lüksü bu kadar ucuz değil… Olamazdı da zaten… Adam, evli bir adam… Rakı masasında kalbinde kalmış fahişeyi anlatır ağlayaraktan… Korkarsın ama, çok korkarsın… Anlarsın ki; bir kere ölerek vazgeçilmez aşktan… Geçilemezdi de zaten… Bir kere aldanmak ile bitmez bu öykü… Daha çok aldat, daha çok aldan… Şimdi, şu saniye ve şu an… Sahibinin cesedi başında bekleyen bir köpek gibisin sevgilim… Öylesine sadık, öylesine sevgi dolusun ki; anlatamam…

Sen ki; benim cemrem say kendini… Sen tene düşmezsen ısınmam, ısıtamam…
Bu uğurda çok canım yandı, çok can yaktım… Nasıl, güzel olmuş muyum?
Romanımın kahramanı, sahibim, tıp öğrencisi Victor Frankenstein…

Copyright © ²oo4 - ²oo8 Paranteziçi Hayatlar
2542 defa okundu.

Comments are closed.