Sevgili Mirabella… Sana sokaklardan fazlasını sunamadım… Kaldırımlara düşen yağmur damlalarından fazlasını da… Kış soğuğunda paçalarımızdan içeri giren egzoz dumanlarının sıcağı yeter sandım… Bu dünyaya ait, ikimizin dünyasına çok uzak arabaların kulağımıza bıraktığı iz… Yanı başımda uyandığın an araladığın perdeden içeri giren sabah güneşi… Ellerinle güneşi yatağıma getirmen, ve tabii ki yine olağanca zarafetinle… Yastığımda bıraktığın saç kokun… Sana ten kokumdan fazlasını sunamadım… Hücrelerimi anlayışla harmanladım, kendi huysuzluğumdan korktum… Geceleri sen uyurken yanı başımda, ben dünyayı gezdim… Her babadan biraz huysuzluk topladım ki; sana olan kızgınlığım on dakikayı geçmesin… Baba kızgınlığı işte, bilirsin…
Ama yetmedi, ne yaparsın? Yetiremedim… Soğuktan kızarmış ellerini nefesimle ısıtmak… Donmuş burnunu ellerimle hayata döndürmek… Deniz kızı kirpiklerinden sana şiirler hediye etmek yetmedi… Sokaklar benimdi her zaman ve sen… Şimdi benim olsa da bu tarla yok korkuluğum… "Düşük ihtimalli düşlerden düşüş anları" derim ben bu anlara… Elimin elinde olması yeter sanarım… Bilirim ki; sana yüzük alsam sigaramı alacak kız lâzım… Bunca yokluk, bunca çaresizlik içinde yine de şunu bil ki;
Farkındayım senin… Görüyor ve hissediyorum…
Şehirlerarası otobüslerde evrimleşerek yok olmuş kanatlarının… İl sınırları arasında mekik dokuduğun tekerlekli tabutlarda neler hissettiğinin idrakindeyim… Açılıp kapanmaktan bitâp düşmüş göz kapaklarının ve zaman zaman secdeye koyduğun alnının… Öylece duruyorum sanma olduğum yerde… Masamın üzerinde duran, parmaklarımın emrindeki çakmağım, onun emrindeki tabakam, içindeki tütünüm, senin emrindeki beynim… Hepimiz senin içiniz… Senin için dua ediyoruz… Senin için yanıyoruz… İnanmazsın ki… İnanma… Ne dedik de inandın ki zaten?… Söylesene; hangi hayalimizi astın rüyadan imâl edilmiş, çatısız evinin duvarına? Söyleriz inanmazsın… Yanarız umursamazsın…














11 Yorum Var